Huzursuz Evler

#1
Huzursuz Evler

Yeni bir güne uyanmak, sabahın ilk ışıklarını pencereden seyredip tatlı bir rüzgar esintisiyle şöyle bir gerindikten sonra sıcacık çayı yudumladıktan sonra tembel tembel kahvaltı etmek. Sonra dönüp gazetelere ve sabah haberlerine bakmak. Herkesin aklında olan fakat bir türlü yapamadığı bir duygu olsa gerek. İlk zamanlar bir hevesle başlarsın çocukluktan itibaren anne,hadi oğlum okula geç kalma der. Yıllar geçer gün gelir evlenirsin Eş hadi kocacım işe geç kalma der. İşe git geller arasında kendine ve ailene vakit ayıramayacak kadar meşkul olursun. Şöyle bir gerinirsin öyle bir düşünürsün sonra dönüp geriye bakarsın. Yapmak istediklerinin hiçbirini aslında yapamamışsın. Hep şu olsun yapacağım bu olsun yapacağım derken ömür bitmiştir.

Hep bir hevesle işe başlar sonrası başarı diye bekleriz. Başarı geldikten sonra rahat ederim ayaklarımı uzatıp bol bol tembellik yaparım. Diyerek kendimizi avutmaya çalışıyoruz. Okul iş eş dost aile çoluk çocuk derken bel kıvrılmış beyin göçmüş dil dönmez bir hal alır. Takat kalmaz zaten en son haddine gelince artık emekliliği bekleriz. Şu emekliliğim gelsede dinlensem diye dert yanıp dururuz. Emeklilik zamanı geldiğinde ise asıl hüsran o zaman başlıyor. Alacağımız 5-10 kuruş için bankalar önündeki uzun emekli arkadaşlarla sıraya girip dert yanmaya başlarız. Bunca yıl çalıştık bunca emek harcadık bize reva görülen ise bu oldu. Demekki iş yapanla yapmayan arasında hiçbir fark yok. Demekki insan o kadar değersiz bir şey ki zamanı geçince bir köşeye atılıp zamanının dolmasını beklemektir. İnsan öyle nankör öyle acımasız bir varlık olmuştur ki kıymetin kıymetsizleştiği bir zamanda kendi Anne ve Babalarımı evlerimizden kovuyoruz. Bugün Türkiye’ye baktığımızda içler acısı bir vahim mi vahim bir durum söz konusu. Etmeyin eylemeyin günahtır. Bir Anne Bir Baba nasıl olur da evinden atılır. Bir evlat nasıl olurda onu evinden kovar kovmak şurda dursun kovmaktan beter ediliyor resmen. Neymiş efendim orası daha rahatmış, daha iyi bakılıyormuş. Niye senin kolun bacağın yokmu da bakasın, senin sofranda bir tabağın fazla olması bütçeni çok mu zorluyorda onu dışarı atıyorsun. Hangi vicdandır ki Bir Anneyi Bir Baba’yı evden atıp başka yere yollar. Neyden mi bahsediyorum? Tabiki huzurevleri denen fakat huzurun bir türlü uğramadığı garip yapılardan ,sadece taş ve demirlerden ibaret soğuk,rutubetli belkide kirli yerlerden. Bugün Türkiye’ye baktığımızda özellikle büyük şehirlerde yaşlıların neredeyse %50 den fazlası huzurevlerinde. Nedir bunun sebebi . siz hangi soydan hangi ırktan gelmesiniz ki kendi kültürünüzü hiçe sayıp hatta kültürü şurda bırakın bu nasıl müslümanlık bu nasıl Anne Baba sevgisidir ki onları öylece kendi başlarına bırakıyorsunuz. İyi bakılıyormuş peh yemişim iyi bakılmasını. Hergün 10 çeşit yemek çıksa odaları sıcak olsa neye yarar ki. Sevginin olmadığı yerde kızgın ateş olsa insanın içini ısıtamaz. Sizlere sesleniyorum bu durumlarda olanlar sizlere sesleniyorum, Annesini Babasını Huzursuz evlere gönderenler gün gelecek sizinde evlatlarınız sizi oraya atacaklar. Onun için vakit geç olmadan gidin ve alın Annenizi Babanızı. Bayramdan bayrama ziyaretlerine gitmeyin.
Anneler Gününün gelmesini beklemeyin. Lütfen bir gün dahi olsa sevindirin Annelerinizi. Bir hediye alın, hediye diye sadece bir gül götürün onuda yapamıyorsanız öpülesi ellerinden öpün sarılıp Anneler gününü kutlayın en azından. Değerlerini bilin yanınızdayken onlar gittikten sonra içine düşeceğiniz boşluğu hiçkimse dolduramayacak.

Bu günlük benden bu kadar bir sonraki yazıda buluşmak üzere.
Saygılar efendim.

00/00/00 Tarihsizdir...

Alıntı:
"Welat"

İlginizi Çekebilir


#2
Çok haklısın Welat.
Anne-babalarımız bizler için kendilerini hiçe sayarken bizim onları hor görmemiz,onlara içten bir gülümsemeyi bile çok görmemiz üzücü bir şey.Türk aile kültüründe böyle bir şey yok hatta toplum tarafından gerçekten kötü gözle karşılanan bir şey ama huzur evinde bir çok yaşlıyla görüşüldüğünde kendi isteğimizle yalnız kalmak istemediğimden geldim diyende çok.
ama tabiki yazında anlattığın kişilerin suçunu örtmez asla bu dilimde.
Ayrıca şu hayatı sürekli erteleme sözüne de katılıyorum, şu olsun şöyle yapacağım diyip diyip bunu sürekli erteleyen biri olarak yazını gerçekten beğendim.
Yeni yazılarını okumak dileğiyle




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:46 .