Hey sevgilim; Bu gece biraz günah işlemeye ne dersin?

#1
************************

İlginizi Çekebilir



Konu 'Đüş'eş.. tarafından (20-09-2013 Saat 20:19 ) değiştirilmiştir. Sebep: bu tarz paylaşımlara yer vermeyelim lütfen... şikayet aldım.. silmeyi uygun gördüm, lütfen daha hassas olalım olur mu?....
#2
Anlatmamı ister misin?..
Anlatmak değilde yüreğimden kağıda bir baskı yapmak..
Hani küçükken patates baskı yapardık..
Kalbimi kağıda bastırıp geri çekicem bakalım ne çıkacak..

Hey sevgilim; Bu gece biraz günah işlemeye ne dersin?


#3
İnsanlar öyle nankör ki sevgilim…

Önce merhameti öldürdük;

Bir kadını televizyonun önünden geçtiği için döverek…
Şefkat dilenen bir küçüğü iterek,
Stadyumlarda tanımadığımız annelere söverek,
Yatak odalarından apar topar sahneye çıkan kadınlara sanatçı diyerek,
Karşımızda ki insanı değil, önce kendimizi düşünerek,
Düğünlerde halay başını vurup,
Maç kutlamalarında camda ki canları alarak,
Oruç tutmuyor diye insanları döverek,
Türban takıyor diye hor görerek,
Yol kenarında yaralı yatan insanları ezip geçerek,
Halk için siyasete bulaşıp, halkı ezerek…

Sonra, sevgiyi, aşkı katlettik;

Pahalı magazinsel aşklarla, sizli bizli eski İstanbul aşklarına kanlı darbeler indirerek,
Her gece başka biriyle olmayı marifet bilerek,
Tartışmalarda susmak yerine daha çok bağırarak katlettik…
Alt yazılar geçirdik ana haber bültenlerinde “evlilik aşkı öldürüyormuş” diye…
O bar senin, bu bar onun gezip tozmalara,
Bilinçli verilen frikiklerle yozlaşmaya sevgi diyorlar şimdilerde.
Pahalı hediyeler esir almış paha biçilemez fedakârlıkları…
Acaba dedem babaannemi çeşme başında beklerken ayağında Gucci, elinde hediyelik tek taş pırlanta yüzük var mıydı?

Beş harflik, insanı insan yapan bir kelimeyi şehvet makamında zayi ettiler.
Gelecek nesilleri hiç düşünmeden, Amerikalı obezler gibi tükettiler…


-Alıntı.


#4
Tanrının birçok yaratığı var. İnsanlar, melekler, iblisler, şunlar bunlar. Hepsinin bir amacı var ama hepsi bir amaçları yokmuş gibi davranıyorlar. Var oluşuna uygun davranan yegâne varlıklar yıldızlar bence. Onlar gökyüzünün muhteşem aksesuarları. Tanrının inciden kolyesi gibiler. Derinden bakınca hepsi iyi birer dost. Sen sevdiğim dostum Josephine’de yıldızlarda doğmuş. Öyle söylemişti. Yıldızları çok severim. Ama o kadar gevezelik ediyorum ki bazen benden kaçıyorlar, bulutların ardına gizleniyorlar. Bulutları da severim, en az seni sevdiğim kadar. En az o kadar masum. Ve bir çıkarım olmadan. Bazen gri olurlar, efkârlı, onların geçiş törenini izlerken muhakkak sigara içerim. Ne zaman içime derin bir nefes çeksem o grilikten sıyrılır yüzüme doğru parlarsın, sanki sigara içmeme kızıyor gibi. Bazen de bembeyaz olurlar. Mavinin üzerine beyaz çok yakışıyor gökyüzüne. Bir de sana yakıştırıyorum o kıyafetleri. O mavilikten, o beyazlıktan bir sürü anlamlar çıkartıyorum. Belki biraz zorlasam gökbilimci bile olabilirim. Beyazları sana yakıştırıyorum, bana da. İçimdeki senin rengi gibiler, sana dair düşlediklerimden çalınmış gibi ve yaşayabileceklerimizin sureti gibi. Ancak bazen bulutlara kızarım, en sana ihtiyacım olduğu zamanlarda önüme çıkıyorlar. —Yıldızlara siluetini çizdiğimi söylemiştim- ben yine anlatıyorum anlatacaklarımı ama arada birkaç kelimeyi kaçırdığını hissediyorum. Belki yanılıyorumdur ama öyle işte.


#5
Beni öptüğün gün,

Koyu bir Katoliğe benziyordun. Yedi büyük günahtan herhangi birinin içeriğinden biriydim sanki senin için. Bazen bu harama içleniyor gibisin ama kurallar? Ama acıların, acılarımız? –dur, kızma! Ufak bir dalavere ile bunlara ortak oldum ben. Senin bir suçun yok.- Bazen yanlış anlaşılmaktan korkuyorum. Mesela bunlara ve bana ihtiyacının olmadığını, birçok şeye karşı durabilecek direncin olduğunun farkındayım. Ama toz konduramıyorum işte sana, sen kırılgan, sen yeni doğmuş bir bebek gibi üstüne titrenmesi gereken sevgili. Kollarımla sarıp sarmaladığım, bütün kötülüklerden, şeytanlardan, cadılardan ve cinlerden sakladığım sevgili.

Beni öptüğün gün,

Şefaat kadar kutsaldı ılık nefesin ve cehennem kadar yakıcı. Dudakların değdiğinde tenime “Bir peri beni öptü” diye haykırdım yıldızlara. Arabalarla yarıştım, atlarla hatta uçaklarla. Hepsini de yendim. Hayır, abartmıyorum! Bütün sorun kusursuzluğunda. Ortada bir kusur varsa gördüklerimizdir bugüne kadar. İçimize işlenilen yapaylık, ürkeklikler vesaire. Küresel bir felaketten geriye kalan bir avuç insan gibi saflığımız. Saklı, gizli… Amerikan yapımı filmler gibi işte…

Ve beni öptüğün gün,

Sen uyudun, ben ruhumu çıkartıp üzerini örttüm, rüzgâr aşındırmasın diye tenini. Gözlerimi de sende gizledim, tehlikelerden, kötülerden ve kötülüklerden korusun diye…


#6
Seni özlüyorum,
Seni özletecek şeyleri,
Seni özleyebileceğim en ufak anları
Seni özlüyorum,
En çokta mezarındayken gözlerinin.
Hiç tahmin etmezdim doya doya baktığım gözlerinin,
Bir gün mezar taşım olabileceğini.
Olsun;
Ben ölüyken de hepinizi çok seviyorum
Düşleri, gözlerini, ellerini,
Muzipliklerimi, deliliklerimi, gözyaşlarımı
Ve
Seni…


#7
Tanrı, kalemime karamsar bir mürekkebi doldurdu ve yaz dedi(!) tek tabanca, yaz oğlum, yaz yorgunum, yaz biçare kulum… Aslına bakarsan utanıyorum yazmaktan. Utanıyorum! Kendimi küçük bir ****** gibi hissediyorum. Boğazına kadar günaha batmış, umutsuzluk bir nehrin yatağından ta içine kadar taşmış, küçük bir ******. Her gelen ayrılık bir parça sperm bırakmış. Her sperm hücresi döllenmiş de yüreğimde, yeni gamlara gebe.
-Ee sonra ne oldu? Nerede o kadar veled-i zina?
Kimisini gözyaşımda boğdum, kimisini azad ettim, kıyamadıklarım var mesela… Onları da çok kez satırlarımın arasında saklıyorum, saklıyorum ki kimseler bulamasın ya da bir cinnet anımda onları da zayi makamına hediye vermeyeyim..


#8
Ve sen, sevgili sevgilim…
Acına ağlamaktan gözlerim akana kadar,
Ruhumun elleri yitip gidene kadar,
Ömrümdesin, benimlesin…


#9
Tam sevgilimi öpecekken, yüksek bir binanın en üst katından ayaklarımın dibine düşen annemin ağzından fışkıran kan yüzüme sıçramış gibi karmaşığım. Belediye işçisi yeni temizlemişti bütün sokağı. Kaldırımların bir kısmı beyin kıvrımları ve kanla doldu. Ağlamakla ağlamamak arasında asılı kalmış üçüncü bir şık gibi göze batıyor suratımdaki donuk ifade. O an Nihilizm’in ta kendisi olmak istiyorum. Ya da olan biteni idrak edemeyecek zavallı bir hayvan. Gördüklerim karşısında kendimi mi rehabilite etmeliyim, acılarımı mı, sevgilimi mi ve tam da tutkulu bir öpücüğün neden böylesine bir olayla bıçak gibi kesildiğini düşünürken etraftan insanların çığlıkları kulağıma toplanıyor. Sanki bir kaosun odak noktasıymışım gibi bütün karmaşa ruhuma hakim. Gözlerimde günlerdir aç gezen bir örümceğin öfkesi var ama ağa takılan bütün sineklere gözyaşı döküyorum.

Poker oynarken elinizdeki ‘Kupa Kızı’ı, ‘Maça Valesi’ne aşıksa ve ‘Sinek Papazı’ da ‘Kupa Kızı’na aşıksa oyun berbat geçer. Kaybeden olursunuz. Hayatta da bir adam bir kadına aşıksa ve kadın da bir başka adama aşıksa, aşk hayatınız berbat geçer. Üzülen olursunuz. Kaz tüyü yalnızlıklarınız olsa bile günün birinde gözlerinizle yastığınızı ıslatır sabah uyandığınız zaman kendinizi bütün beyin damarları iltihaplanmış bir şekilde bulursunuz. Sonrası? Beyninizden fışkıran cerahatli fikirler kimi insanın midesini bulandırır. Siz insanların midesini bulandırmak istemezsiniz ama onlar bulanır. Hatta bir süre sonra düzelseniz bile midelerini bulandıracak bir şeyler ararlar varlığınızda. Bir zaman sonra da sizi maske takmaya zorlarlar. Herhangi bir maske. Sonra yine sizi irdelerler, maskeli diye.

Dizleri kanarken bütün gülümsemelerin, bir merhem ararken bütün kabuklarıma, ben öldüm. Onlar da ölsün. Ceplerimde bir sürü güzel yüzlü umut, bir sürü terk edilmiş yüreğimde ve bir parçada üvey anne tavrı alnımın orta yerinde. Düşlerim yok artık. Heyhat düş’lerden düş’üşlerimi de yetimhane piçlerine bağışlıyorum. Çünkü ben iyi bir adamım. Eğer sevgilimi tam öpecekken ayaklarımın dibine düşüp, beynini parçalayan annem değil ben olsaydım olay yerini inceleyen savcı ölüm raporunda bunu da yazsın isterdim. Ve cesedimi neredeyse hücrelerime kadar parçalayıp içinde didik didik delil arayan görevliler bu işlemleri gerçekleştirirken en sevdiğim şarkılardan oluşan bir CD dinlemeli. Rüşvet değil, sadece en sevdiğim şarkılarla parçalanmak istiyorum. Otopsi sonucunda ise kimselerde olmayan, bugüne kadar kimselerde görülmeyen bir bulgu olmalı; “Gamdan simsiyah olmuş bir kalp ve tam ortasında bembeyaz parıldayan harflerle yazılı bir isim. 3 harfli.” Otopsiden sonra etlerimi dikmesinler birbirine. Bir kısmımı köpek barınağında yaşayan köpeklere yedirin. Geri kalan kısımlarımın her parçasını ayrı şehirlerin birbirine benzeyen ıssız sokaklarına atın. Beni gömerkende sizin en nefret ettiğiniz parçaları çalmalısınız. En kulak tırmalayan notalar. Ya da en canınızı yakan şarkılar. Hayır, art niyetim değildir bu size karşı. Bu sadece ne kadar istemeye istemeye öldüğümü anlatma çabam. Sizin o şarkılara olan tavrınız kadar istemedim toprağın üzerime kürek kürek atılmasını ama sizin o şarkılardan sıyrılma isteğiniz gibi sıyrıldım acılarımdan. Hoşça kalın. He bir de mezar taşımda yazmalı ki; “Ağzını ne zaman ‘seviyorum’ diye açacak olsa, dili damağı ayaklandı, üzerine cehennem devrildi tanrım.’

-Alıntılarla..


#10
Velhasıl rica ediyorum; ben geberip gittiğim zaman, en adi şerefsizdir mezar taşıma "elf 'atiha" yazan. Gelen giden tükürsün toprağıma, tükürsün taşıma. Din derslerinde okutulsun adım, seni severken nasıl iblisleştiğimi gözlerin kalbimi yaktığı an nasıl süblimleştiğimi, nasıl evrene aykırı geldiğimi, nasıl öldüğümü anlasın veletler, aşktan uzak dursunlar....


#11
Ben eskiden Şovmenlik yapardım mezarlıklarda. Çok gülerdi bana cesetler. Onlara nasıl öldürüldüğümü anlatırdım, nasıl imha ettiklerini beni. Bazen ağzımdan kan fışkırırdı, cesetler çok gülerdi. Cinler de gülerdi buna. Sebebini bilmem ama mezar kazan ihtiyar ağlardı. İlk sevgilisinden ayrılmış ilk aşık gibi ağlardı. İlk terk edilen gibi. Sonra intihar ederdi. İntihar işinde profesyonelleşmiş bir militan gibi. Ayın midesi bulanır otuzbir çekmeye giderdi. Fesatlıktan ölenler buna etek altı manalar yüklerdi oysa birçok ay otuzbir çekerdi. Derdi olan Mısırlı bilim adamlarına gitmeli. Takvimi ben bulmadım. İntiharı da ben bulmadım ama çok kullanışlıdır bu ikincisi.

Eskiden Şovmenlik yapardım ben mezarlıklarda. Bir keresinde annem, babam benimle gurur duyduğunu söylemişti. Gösteriye gelmek istiyorlardı ve ben gururları kursaklarında kalmasın diye ikisini de öldürdüm. Bunu anlattığım da bütün mezarlık osura osura gülmüştü. Bu kez cinler hariç. Onlar somurtuyordu. Tedirgin bir baş kaldırı çıkardı gösterinin ortasında. Annemi göbek bağımla nasıl boğduğumu, boynunu nasıl kestiğimi ve babamın yanmış cesedini annemin boynundaki kan nehrinde nasıl söndürdüğümü anlatınca ortam yumuşardı, gösteriye kaldığımız yerden devam ederdik. Bazen kilise bahçelerinde nasıl kokain içtiğimi anlatırdım papaz efendilerle. Hristiyanlar cesetler çok gülerdi buna. Diğerleri anlamazdı. Aşktan ölen bir adamın omzuna çarpan ‘Bu da geçer’ tesellileri gibi bakarlardı suratıma.

Şovmenlik yapardım ben mezarlıklarda eskiden. Şovmeniz diye hep komiklik yapacak değiliz ya! Bazen nasıl terk edildiğimi anlatırdım onlara. Gece altına sıçardı korkudan, bütün cinler bir olup gecenin ağzına burnuna yüklenirdik. Yıldızlar kaçışırdı gecenin suratından ve salak bir çift aşık dilek tutardı.

Yapardım ben şovmenlik mezarlıklarda eskiden. Hiç para almazdım gösterilerimde. Bol bol intihar ile ödenirdi vizitem. Paradan daha değerliydi bazen ölmek, bir bilek kendi kendini kör bıçaklarla kesmeye çalışırken.

Koala’mı kaybettiğim günden beri uğramıyorum mezarlıklara, yanlışlıkla intihar ettim, malûlen emekli ettiler. Birkaç damarım orada kaldı ve birkaç tahtamı çaldı cesetler. Cehenneme yerleştim emekli olduktan sonra. Artık sevgilim de yanımda... Günüm, yanmak ve yemek ile geçiyor. Ha bir de şarap tabii. Yine şaraplı bir sofradan yazıyorum bunu da.

–“Sevgilim, kanı az bu çorbanın, kalbimi uzatır mısın?”


#12
Cesetlerinizi taze gömün, ıslak, sıcak ve kanamalı.
Kalplerinizi de öyle ama ayıklayın bazılarına dair hatıraları
Kolay unutamıyorsanız eğer yaralarınızı
Çabuk unutulun, ben öyle yaptım.
Daha çok sigara tüketin, daha çok içki, daha çok yalnız kalın
Yüzü boyalı bir cesettim ben gömülmeden çok önce
Çok ağladım, "onlar beni gömmeyi unuttuklarını fark edip",
Gömmeye geldiklerinde.

Cesetlerinizi bayatlatmayın.
Bayağılaştırmayın, bayağılaşmayın.
Kalplerinizi de öyle ama atın içinden bayağılaşmaya mayalarını
Kolay sevilemiyorsanız eğer kolay sevin, ben öyle yaptım.
Ben öyle yaptım, palyaço kanadı, palyaço kanadı ben öyle yaptım.
Bütün hücrelerim ayrı kusuyor ardımda dönen dolaplardan bir baktım.

Cesetlerinizi kanatmayın da.
Mezarı başında bir çift mavi gözden bahsederek,
Hele ki çarpıyorsa yalnızlığı yüzüne mis gibi toprak kokusu biraz
Mesela nazik davranın onlara, müzik dinletin mesela, mesela caz.
Aşkın tırnaklarını çekerek öldürdüğü hiçbir ceset Ray Charles'a dayanamaz.

(ç)alıntı...


#13
Tutmadı hiçbir masal havada asılı kalan elini palyaçonun.
Palyaço kırıldı.
“Gitme” dedi masala, “o tarafa gitme.”
Masal bu, dinler mi hiç?
Gitti...
Bombalar patladı, bacakları koptu masalın.
Ağladı palyaço;
‘Bir masal daha masanın üzerinde yarım kaldı kanlar içinde’ diye bağırdı.
Eve gitti palyaço.
Bombaların, cesetlerin üzerine basmadan.
Canına bir kalp kırığı battı, bir daha ağladı.
Bir daha...
Makyajı aktı.
Sandıkta zula yaptığı bütün masalları yaktı palyaço.
Bir kısmını da paslı jiletlerle lime lime doğradı.
Ağladı yine.
Ağladı.
Dilini de kesti palyaço, dinini de.
Ondan sonra ne kimseyle konuştu ne de kimseye inandı...
Vallahi bak, inanmazsan rafta duran intihara sor.


#14
Bu bir emirdir, öldürün beni!
Bir parça da siz kopartın ruhumdan, toza bulayıp da düşlerimi.
Hadi, kırın beni!
Bacak aralarınıza ithaf ettiğiniz ayetlerle yakın cesedimi.
Bileklerimi kesip yüksekçe bir tepenin altında bekleyin
Birazdan kan yağacak üzerinize, bir katilin en romantik beklentisi
Dileyen Vals yapabilir, cansız yatan düşlerin üzerine basmadan.

Bu bir emirdir, ülke yapın beni!
Bir parça da siz rant sağlayın topraklarımdan
Bölün, parçalayın, oyunlar oynayın üzerime
Beni monarşi ile yönetin.
Demokrasi diyenin dudaklarını kesin!
Özgürlük serbest olsun, gün göremeyen zindanların genişliği kadar
Hayal kırıklığını bilen var mı?
Sadece intihar sürecine enerji katar.
Bir ülkeydim ben, beni parçaladılar.
Ne kıyılarım belli ne de iç kısımlarım
Ne dostlarım belli ne de hasımlarım.
Bir çocuktum ben, elimden misketlerimi çaldılar.
Hayır, kızmıyorum, çünkü onlar insandılar.


#15
Bir parça kutsalım, bireysel anlamda küfürbaz
Baz alırsak gerçekleri eğer morarır bazı yüzlerim
Çekip vursam gözlerini, kim ne der? Çapsız bir deliyim
Ah, kavuşamamak! Ne laftan anlamaz bir yobaz?

Toplumsal bir yalnızlığın alt tabakasından fışkıran
Hırslı bir münzeviydim diğerlerine nazaran
Az kaldı adım adım büyüyorum, açılın ulan!
Sevgilini öldürürsen general olursun diye seslendi tabutundan babam.


#16
Etimi kaplayan ruh hastası yalnızlıklar taşıyorum.
Önüne geçilemeyen bir kapanış bu
Kapandıkça yükselişe geçen...
Kesilsem, damarlarımdan küfür akar.
Kırılsam çatlaklarımdan terk ediliş fışkırır.
Gecem hep aydınlık,
Koynumda infilak eden cephane depolarından.
Gündüzlerim ceset yüklü,
El sallıyor akşamdan kalma mantar dumanların ardından.
Bazı geceler yatağımda olduğum halde
Issız sokaklarda yürüyorum.
Köşe başlarında eli muştalı iblisler
Pis pis sırıtıyor ardımdan, aralarında fısıldaşmalar.
Jiletler omuz atıyor her çamur kokan kaldırımda.
Ama ben jiletlerden korkmam.
Kan kaybından ölmek üzere olan meleklerle karşılaşıyorum,
Kanatları kopartılmış, inliyorlar.
Sanki birileri betonun üzerine kırmızı halı sermiş
ve meleğin biri gelip oraya yerleşmiş.
Yağmur yağıyor, mevsim yaz ama hava serin.
Yanmayan sokak lambaları ****** çocuklarına benziyor tıpkı.
Yalnız ve ışığı sönmüş, dibinde yatanlar hep sarhoş
İstanbul çok ağlıyor bu gece.
Sızıntı yapmış nükleer santraller gibi içim bir mayhoş.
İstanbul çok ağlıyor bu gece,
Kıyamam İstanbul, susmazsan intihar edeceğim...


#17
Gökten düşen yasak bir elma,
Keskin bıçakların baştan başa yarıp geçtiği ruhlar...
İşte bunlardı insan olabilmenin bütün bedeli.
Çıldırıp, meleklere saldıran bir peygamber bileklerini keserken
Yastık altı yapılmış boş Lsd şişelerini suç delili diye
Sunuyor sırtından vurulmuş, yüreği yaralı bir tanrı.


#18
Boynun diyorum; boynunu benim kadar kimse değerlendiremez..!


#19
"Ben ne aşağılık insanlar tanıyorum. Siz yanlarında sadece yapmacık kalıyorsunuz.."



#20
Hayatta daima korkaklar kaybeder,
Korkaklar hayatı boyunca korkak olarak kalır.
İnsan olmasını beceremeyen birçok kişi tanıyorum; Onlara göre ben hiç insan değilim, haklılar. Herkes görüldüğü kadar insandır.




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:08 .