#2061
unutulmuş yaralarıma tuzdur adın..
kavgadır kalbimin gözündeki fer….
bir devrimin eskimiş yüzüyüm…
derinimde puslu ihtilaller
yanmış süt kokulu sabahların eşiğinde bekleyen gece!
bana göz kırpıyor kalabalık yalnızlığım şimdi arsızca…
fütursuzca
kimi nerde arayacağımı sordum mavi gözlü hüzne
dedi “geç! aşkı geç!…”
geçemedim….

yedi geceyi geçtim.
yedi güvercin vurdum. yedi yıldız biçtim.
yedi nehir içtim.
yedi dağ ezdim. yedi yemin verdim. yedi gül derdim.
ve yedi kez titredim bakışlarının sırtında.
bir eren geçiverdi içimden o vakit.
dedim “kimi, nerde arayayım?!”
dedi “vur! aşkı vur!..”
vuramadım…

bir tutam hayat buldum. kokmuştu.
çekilmişti bütün suları. unutulmuştu bütün sözler.
ve sanki görmek için kapanmıştı gözlerin ayağına ölüm.
ölüm kör müydü?
bir cebinde birikmiş kan buldum kullanılmış hayatın.
alıp bağrıma bastım.
sonra biraz daha yokladım ve bir and buldum sol dikişte.
dedim” kimi, nerde arayayım?!”
dedi “sök! aşkı sök!..”
sökemedim…

bir şiir yazdım kalbine.
içinde kalbin hiç geçmedi.
bir çığlık çığırdım utancın yüzüne.
karanlık çatladı.
kalbin ıssızlığına yağmur gibi düşürdüm şimşekleri.
ve gözlerime çark ettim karabasanları.
bir elimi sana verdim ötekini aramadım bile.
bir yangın geçiverdi yamacımdan.
dedim ” kimi, nerde arayayım?!..”
dedi ” kır! aşkı kır!..”
kıramadım…

eşkıya bir kahır biçti ömrümü
sonrasında canhıraş kavgalar..
küskün ölümler…
aynı yollardan geçtim..
farklı sehpalarda idam edildim
ve unutmanın en deli yükünü taşıdım ben,
sözlerinin kahpe yüzünde!!!
yalanın ve ihanetin insafsızlığı bendeydi…
benden soruldu uykusuzluğun yük olduğu gecelerin hesabı!
aşkı geçemedim, vuramadım, sökemedim, kıramadım!!!
kendime kaldım…
kendimi topladım. tuttum elimden.
bağladım gözlerimi
“aşk!” dedim attım içime seni…
sonrası kimsenin kalbini meşgul etmeyecek kadar basit:
içimde bir sen aşk içinde…
içimde bir ben bir sen içinde
içimde bir biz bin hiç içinde…

sırrın kalemine perde indirdim
ve ben bir kez daha ye-nil-dim!!!



#2062
önce
istanbul düştü toprağa
herkes öldü sandım
kim varsa sen yoktun
geceler ağlıyordu
hıçkıra hıçkıra hemde

melekler omuzlarımda kurşuna dizildi
göklere yükseldiler tek tek
kimsesizdim

gözyaşlarım düştü toprağa
herkes çamur oldu sandım
kim varsa sen yoktun
diken büyüyordum
bağıra bağıra hemde

sokak ortasında günlerim yırtıldı
güz yaprağın içinde sakladım kendimi
ölüm siyahtı,görmediler
sen yoktun

sen yoktun
tarihimi yaktılar dün gece
ateşe verdiler ne varsa topunu birden
adım adım cehennem yürüdüm
ölüm siyahtı ,görmediler
sen yoktun

sen yoktun
bir vapur düştü toprağa
herkes martı oldu sandım
kim varsa yağmur koşuyordum
çığlık çığlık hemde

sonra
bir şarkı düştü toprağa
herkes sen oldu sandım
kim varsa sen yoktun
aşk üşüyordum
ayaz ayaz hemde


#2063
yağmurlar adını çizseydi yüreğime
gözyaşı tufanlarıyla
yağmalanmazdı bu sevda
oysa
amansızlığın burçlarında
bencilliği unutup
sencil yaşamak vardı bir zaman
hasret kokulu günlerin tortuları
böyle çökmezdi gözlerime
hani sevdalar sevda gibi yaşanırdı
hani yenilgi sandığın yengiler vardı suskun


#2064
kendime kuytu bir ölüm arıyorum yalnızca kendime
düşlerime sokak kedilerinin gözleri giriyor, korkuyorum
boynunu kendi bileğine dolayıp asılan bir adam
kanını sulandırılmamış alkole banan
sokak satıcıları epey bilir bunu yalnızlık cinayettir


yalnızlık cinayettir bütün notalarda, bütün dillerde
bütün hecelerde, “a” sesinde, re minörde, mors alfabesinde
yalnızlık cinayettir kendi tükürüğüyle
ıslanan bedenlerde eski bir kokudur, yalnızca budur


ıslak paspas kokusudur, gece morudur
bileği tahriş olmuş bir kadının dinmeyen korkusudur
ansızın yakalanmasıdır bir kuşun kapana
trenin gecikmesidir istasyona yalnızlık cinayettir


sevişirken kramp girmesidir, ölürken birdenbire
sıçramaktır başka bir zamana, kadeh tutarken
elinin titremesidir, sesinin duyulmasıdır susarken
karnına saplanan bıçağı sevmektir yalnızlık cinayettir


cinnettir

kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok iyi biliyorsun bunu
düşlerime kalabalık bir cadde giriyor. korkuyorum
saçlarını sırtından sallandıran kadınlar kadar
uzayıp gitmesi kadar bir aşkın telaşla
yanlışlıkla, su katılmamış bir sevişmenin ardından
ters yakılması kadar sigaranın, benim kadar
yani ellerim kadar, bedenim kadar, düşüncelerim
sırlarım, kaçışlarım kadar saçmadır yalnızlık cinayettir


cennettir

kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok görüyorsun bunu
bütün delillerimi yaktım, beni ötelere götürecek
yollardan zaten uzaktım
her kadına yeni, bir zevk, her kadına
yeni kurulmuş tuzaktım bütün delillerimi yaktım
sonrası yok. sonrası çok gizli bir fotoğrafın arabı
yüzümüz siyah ve anlamsız, dışımız beyaz ve derin
sanki bir diktatör anıtı, kan akıtan bir nehir
işlenmemiş suçlarımız sanki yalnızlık cinayettir


cennettir
cinnettir
cinayettir.
zaman doldu
artık gidiyorum arkama bile bakmadan
arkaya bakmak çok eski huyudur
bazı çirkin adamların
zaman doldu
artık gizlemiyorum kendimi çok kadınla seviştim çoğu buluttu
basbayağı buluttu bildiğimiz buluttu dağılıp gidiyordu ben ço-
ğalttıkça
bir akşam usulca girdim kanıma
kendim karar verdim hep kendim karar verdim
yanlış da olsa sevdim pişman değilim, neden olayım?
bir akşam; üç gün üç gece poker oynamıştım
ne güzel. üç gün üç gece yeterince
içmiştik demek ki onar şişe, belki on beş
yirmi belki de.
abdullah, ah dostum, sevdiğim, çalı yüzlüm abdullah
kaç kurşun sıktı üstüme
yeterince içmiştik. vuramadı
vurdu, ben anlamadım belki de
belki de yavaş yavaş devam ediyorum ölmeye.


#2065
Her cümlem bir bıçak yüreğime.
Ey yüreğim!
Yar/ıp geçmek istemezdim senden.
Kelimelerim Avaz’ımdan çıkıyor, elim ebhem bir yüreğin adeta…
Kesmiyor artık hecelerim kelimelerimi…


#2066
Aşksa…
Sevdiğimse…
Yapma bunu bana!
Hicran’a düşürme düş/ümü…
Çehremden uzaklaştırma aşk’ın sancılı nefeslerini…
bırak ben’i bana.. kavrulayım sus’lu haykırışlarımla!


#2067
Kalbine dokunup bin ah işitmeliyim
Bir kez dokunmalı ve bin kez şehir şehir yürümeliyim
Ülke ülke ve bölge bölge ağıtlarını dinlemeliyim
En yüksek tepesinde meşaleler yakmalıyım kalbinin
En ıssız mezrasına çörek otu ekmeliyim
Billur gözelerine takıp göz musluğumu
Nazarına ket vurmalıyım alyans bakışlarının
Kalbin yörük olduğunu sana anlatmalıyım
Kalbine dokunup bin ah işitmeliyim


#2068
Gözlerinden bir kent kuruyorum
Ayakları çıplak çocukluğuma.
Her sokağına adının bir harfini veriyorum.
Baktığım her kapı sana açılmakta.
Gökyüzüne saçlarından salıncaklar kuruyorum sonra.
Ne zaman yorgunluğa yenik düşse bedenim,
Nefesinin deryasına yatıyorum gençliğimi.
Kana kana seni içiyorum organlarıma.
Ve tazelendikçe umutlarım,
Sevdana kök salıyor körpe düşlerim.
Adını yavaş yavaş hecelese de kekeme dudaklarım,
Sonbahar rengi duvağını
Alnı ortasından öpüyor işte.


#2069
Binmediğim hiçbir otobüs,
Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde.
Gittikçe azalıyor hayat.
Neyi erken yaşadıysam,
Hep ona geç kalıyorum.

Sana göçüyorum her sonbahar.
Yolların çıkmıyor aşkıma.
Unuttuğun yağmurların adı saklımda.
Seni içimden terk ediyorum…

Susmaktan yoruldum.
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri,
Efkar demliyorum gözlerimde.
Yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum.
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi.
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp,
Seni içimden terk ediyorum…

Ne unutacak kadar nefret ettin,
Ne hatırlayacak kadar sevdin!
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin,
Biliyorum.
Beni hep bulmamak için aradın.
Yanılgımdın,
Yandığımdın,
Yangındın…

Sensizliğe yenilmek,
Sana yenilmekten zor olsa da,
Ardımda bir sürü belkiler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum…

Şimdi
İçimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık;
Tamamlayamadık bizi.
Elimden tutmadın yalnızlığımın,
Saçlarımı da uzaklarına gömdün.
İçimin mavisi senin okyanusundandı.
Al! Geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun.
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim,
Sana bensizliği terk ediyorum.

“Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın” demiştin.
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin,
Acımı dindirecek olan da…
Ya öldür beni dedim,
Ya da git benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim.

Aldırmadın aldırmalarıma.
Bir gecede yakıp yarini,
Şafaklara sattın ihanetini!
Külüme basanlar bile utandı yaptığından.

İşte soluk bir ömrün
Son nefesi.
Benden,
İçimden
Terk ediyorum…


#2070
Hani ağlamak anadiliydi ya tüm dillerde ayrılığın…
Gözlerimden kan süzüldü Gece’ye.


Siyahı delip geçen gözbebeklerim kan deryası.
Kızıldeniz utanacak h-içimdeki denizden…


“Yaradan” için “Yar” sevmeyi öğrettim de sana,

“Yaradan” için “Yar”dan geçmeyi öğretememişim kendime…

boylu boyunca yatıyor yüreğim yarda…


#2071
Keskin bıçak aşkının kestiği damarımdan
fışkıran ayrılığı intihar ediyorum…
Kırık şakaklarıma yapıştırdığın teselliyi dudağımda
uçuklattım…
Gidiyorsun yağmurun kızı çekmişsin pimini ayrılığa..
Gözlerinden ağrılar sızıyor çığlığını yüklerken gemilere..
Geldiğin her yere yabancısın içinde taşıyorsun katilini
Tokada doydu yüzünün sol yarısı..
Kalın bir kalem altını çiziyor şimdi
Kanat sürçüyorsun bir gidişe
Ardında gurbetleşen kavuşmalarımız
Yakıştırıyor her intiharı bana…
Benden çok sağanaksın
Parmaklarımın ucusun
Yaktım ve içtim
Dön ve gül…
Gül ki,
Gözlerim
Çiçeklensin…
Yalanlarla
Saklıyorum
Sevdamı…


Ne olur yanlış anla beni…


#2072
Hani bir çocuğun sımsıkı sarılıp
bir bebeği öpüp koklaması var ya
O’sun işte sen
seni ben nasıl sevmem


kimileri gövde sanıp karanlığı
darmadağın sığınırken içine
sen aralayıp gözyaşlarını
gülüşünü serpiyorsun üstlerine


vakitsiz birer ölüm sanki geceler
bir bakımlık ay düşüyor herkesin payına
ve hiç de dönüp soran olmuyor
eklenen hangi düşler bir sonraki sabaha
bildik bir nehrin sularına kendini bırakıp da
gidilecek başka denizler arıyorsun ya
O’sun işte sen
Seni ben nasıl sevmem


#2073
Benim Kışlarım Yaza Benzer

Çocuktum ben

Rüzgarla kanatlanırdı kollarım
Bulutlarda uyurdum kuş tüyü misali
Güneşle doğardım menekşelerin arasına
Süt kokusuyla doyardım
Boğulamazdım yakamozlu denizlerde
Korkardım arının çatık kaşlarından




Çocuktum ben
Solmayan tebessümlere şahittim


Yıldızlar süslerdi geceleri başucumu
Yağmur damlaları sulardı göz kapaklarımı
Çilekli dondurmaya benzetirdim dostlarımı
Sakızlı muhallebi tadındaydı hayallerim
Elma şekeri lezzetindeydi mutluluklarım




Çocuktum ben


Ağaç gövdelerine kazılıydı görmediklerim
Kalbim sadece kuş sesleriyle dolardı
Karanlık olan tek şey çikolatalardı
Başka gözler büyüledi gözlerimi
Kalbimin kapılarını zorladı gizemli gülüşler
Hiç acınmadan satıldı çiçekler ve kokuları




Çocuktum ben
Yabancının elleri tutuşturdu ayalarımı
Toz şekerler yapıştı pabuçlarımın altına
Hissedemez oldum en derin yaralarımı
Kelebekler avuçlarıma düştü cansız
Yolunu sorar oldum harikalar diyarının
Ağaç gövdeleri içi boş kalplerle kanırtıldı




Çocuktum ben


Çikolataları eritti karanlıklar
Güzel insanlar boyadı hayallerimi
Aşk masalları dinler oldum
Güvenemedim minik utangaçlığıma
Kalbimle orantısız büyür oldu bedenim
Şeker bayramı heyecanıyla çarptı yüreğim



Çocuktum ben
Masum sevgi çocuklara mahsustu anladım...


#2074
Benim Kışlarım Yaza Benzer

Sustuğum yerde içime bir başka çekiyorum herşeyi... Şimdi diyorum bir bankta oturup, denizi izlemek ve rüzgara salmak vardı herşeyi. Kokusunu getirdiği denizin kokusuna sigaramın dumanını karıştırıp düşüncelerimi başka yerlere götürseydi.... Nasıl şekiller çıkardı acaba dağılan beynimin dumanlarından?..


#2075
çoq qüseL kalemin daim dolsun klavyenin Crtl + C ve Crtl + V tusu çalısssın


#2076
Benim Kışlarım Yaza Benzer


Kendi kendime konuştuğum kadar,
Kimseyle konuşmuyorum.
Sebep delilik değil,
Sadece bilirim ki,
insanı sadece en iyi kendi dinler...


#2077
Benim Kışlarım Yaza Benzer




Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
yürümek!..

Nazım Hikmet


#2078
Benim Kışlarım Yaza Benzer


‎" Gençlik yıllarımda anladım ki,
bazı şeylerin değişmesini istiyorsan,
biraz gürültü çıkarmalısın."

Malcolm x


#2079
Benim Kışlarım Yaza Benzer


Bu dünya bir kuyu, havasız çömlek;
Daralıyorum!

Kelime, manayı boğan bir gömlek!
Paralıyorum!

Allah ismi varken lûgat ne demek!
Karalıyorum!

Kapımı, buyursun diye o Melek;
Aralıyorum!

Necip Fazıl Kısakürek. . .


#2080
Benim Kışlarım Yaza Benzer


Bir şey yap. Güzel olsun..
Çok mu zor ?
O vakit güzel bir şey söyle.
Dilin mi dönmüyor ?
Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz.
Beceremez misin ?
O zaman güzel bir şeye başla..
Ama hep güzel şeyler olsun.
Çünkü: "Her insan ölecek yaşta".

Şems-i Tebrizi. . .




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:02 .