#2041
Kelimelerin senin ayak izlerin
Nereye gittiğini bulamazsam ölürüm….
Nereye gidersen git şunu hiç unutma
Seni seviyorum…



#2042
Bitti…
Bitmeliydi belki…

Parçalanmış hayatlarımız bütün kalmış bir hayali kabullenemezdi
Mutluluğa kurulabilecek ütopyalar için ruhumuzda beslediğimiz tebessümler,
ölüm tehlikesi olan tellerde asılı kalmıştı
Bir hayat izdüşümünde son viyadükte kaybetmiştik birbirimizi
Şimdi bunla yok bizi…


#2043
Suskunluğum tahrip olup harflere dönüşüyor
Ve ben sana dair kurduğum tüm cümleleri mahya yapıp yüreğime asıyorum
İçimdeki özneliğin devam ediyor
Hayatımda bu kadar önemliyken önemsiz bir edat’a dönüşmenden korkuyorum
Bu yürek mizanseni bir monologdan oluşuyor; diyaloğu hiç olmayacak biliyorum
Ve sen sandığım tüm hayallerini içimin hayat akordu bozulmamış yanlarına saklıyorum…


#2044
Sevgili…
Yine bahar gelip vurdu kapımızı.
Ben ki yaktım bütün anılarımı,
Bölüştürdüm bütün şiirlerimi kayıp çocuklara.
Film bitmedi, son yazmadı henüz.
Takılıp kaldım yıllar öncesinin Eylüle çalan bir yazında.
Hiçbir cemre dokunmadı bana, ısıtmadı yaz güneşleri.
Durup durup kendime yaktım yıllar boyu,
Onun için biraz is kokar libasım,
Onun için dağınık biraz saçlarım.
Ben ki bir dolu damıtılmış hüzündüm.
Korkardım bahara dokunmaktan olaki solardı yüzü,
Korkardım Eylülleri azgınlaştıran baharı tutuşturan adam olmaktan.


Sevgili…
Her gece bir Züleyha düşü görüyorum sen gibi,
Düşüyorum içimin kuyularına durmadan.
Yarım yamalak bir senaryo oysa herşey,
Uyanıyorum ki çoktan silinmiş bütün repliklerim.
Budur ürkmüşlüğüm, budur gizlenmişliğim,
Sabrım beni ancak buraya kadar getirdi.


Yoruldum artık sevgili, yoruldum karanfillere kan vermekten.
Anlayamadım bir türlü neden Eylül hep on biri doğurur?
Ve neden aşkın çocukları yoktur?


Oysa sevgili…
Bir Eylül günü, saklandığım hayattan çıkıp gelmek isterdim şimdi sana
Birikmiş bütün baharlarımı adayarak,
Koşarak doru taylar gibi yalınayak,
Çatlasın isterdim damarlarım çatlasın
Ve damarımda akan hüzün bu aşka karışmasın.
Yazık ki yine de Eylül dolu ellerim, yine de derin bir sızı içimde,
Hüzünlü bir gülümseyiş bazen dudaklarımda.
Nasılsa biraz keder bulaşır her aşka,
Her aşka biraz gözyaşı, biraz kalp ağrısı.


Sevgili…
Bu senaryo, bu kuyu, bu Eylül bırakmaz beni.
Geleceksen sen gelmelisin, hüzün kadar cesur aşklar takınarak.


Madem aşk cemresidir gönlün,
Gönlüme biraz bahar, biraz sen katarak….


#2045
İç Dökümü
İçimde bir karayel, sen görmezsin.
sesimi duymadı kimse
dilimde biriken zamandı …
ateş ve demir
ortası kırık ayna bu çağ…
içine düştüğüm korku
kuyulara sızan kan…
suya düşen çığlık ve satılık gökyüzü
savaşın gölgesinde çıplak çocuk bedenleri…
ölüm ince bir su.

Toz yiyen çocuklardık biz, yüreği anne koynunda.
Dün gibi aklımda çocukluğumun ince arkları…
ölüm yoktu orada
uzayıp giderdi sonsuzluğa gümüş rengi su biz içinde yundukça
unutulup kalırdık bazen kirli sokaklarda uykular derin
en iyi dostumuz olurdu kediler…
sinekler gözlerimizi
ay düşerdi bizim bağa gül vakti…
ben size kırgın.

Üstünden uçak geçen çocuklardık biz okyanus gözlü.
Köpük köpük yol türküleri geçiyor aklımdan şimdi
damları sıvalı evlerin bacasına konan kırmızı kuşlar
tarifsiz özlüyorum kıraç ovalara terkedilmiş atları
taze sürülmüş toprağı…
papatya tarlalarını
seni de…
dallarıma konan ay, ışığım olan hayat.

Masallara konu olan yıldızlardık biz…
aşkı çalınan.

Bak işte yine buğulandı gözlerim…
ya senin?
yine sokaktayım anne sofraya çağır beni
çağır ki çizmesin yüzümü şehrin dikenli eli
de ki, gecikmiş trenin tek yolcusuyuz biz
kitap aralarında kaldı ektiğimiz nilüferler…
son sözüm:

Elleri çimen kokan çocuklardık biz…
kuşlar da öldü
bu bir oyun…
çığlık durdu…
evimize gidelim…


#2046
Benim Kışlarım Yaza Benzer


Kendime Küsmüşlüğüm Yar

Yüregim Azapta…
Kelime Hatasi Yapiyorum Alfabemden Izinsiz…
Sinemde Namlusu Paslanmis Silah Hürriyetinde Can Cekisen Ben/ligim..
”Kendim Kendime Küsmüs/lügüm Yar…”
Yol Yok Gönülsüz Yolculuguma
Seher Vakti Düsürdüm ”Sen” Sen Diyen Her Zerrem-e
Ihtimal Kusuyorum Çaresizce Kendime..
Sifatimi Bozdum Kanat Kiran Yanimin Tümcesiyle..
Oysa Kiran Ben/ken Kendimi Sende
Kirilanda BEN Kiranda BEN..
Tutulasi Yok Olmus EL/lerimin Avuc Içleri
Medet Umdugum Can Hatrina Dua’ Tadinda Kalkan Elleriminden Iki Çift Söz Düs/ürdüm Yok/luguna Yar
Gölgesiz Kalan Bedenimle Kavgada Ruhum En Kanlisindan
Kaybetmeye Endekslenmisim Riza’si Olmadan Ciktigim Her Savastan..
Esir Düs/müsüm Hiçligime..
Nakarat Eksikliginde Yüregim, Ne Yasamasi Caiz Nede Katli Sensiz…
Kelamim Vefasizliktan Gam Vuruken Kalemime
Seke Seke Düs/üyorum SEN Diye Dikis Attigim Kalbimden..
Sabirdan Tas Yalandan ”ASK” Yaptim Girdap Besleyen Zamana
Cinayet Hayali Giyindim Sana Susuyan Bu Masal’da
Bit/tim..Ama Gidemedim..
Dedimya Ne Yasamasi Caiz Nede Katli Sensiz Yüregimin…


#2047
Kendi Ölümüme Ait Bir Deneme
Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum

Anamın yüreğinde bir kor
Ölene dek sönmeyecek bir ateş
Kımıldanıp duracak hep

Karım bomboş bulacak dünyayı
— Nolurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
Oysa insan yalnız ölür
Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak

Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
Bir süre kaçacaklar insanlardan
Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine

Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
— Yaşayıp gidiyorduk yahu
Ne vardı acele edecek!
Diyecekler

Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına.


#2048
Sahipsiz bir uçuruma düştü gözlerim
Aşkın yalnızlığına vurdum gecemi
Yine havada kan kokusu var.
Yine hüzün firarında yüreğim…
Uçurumlar özgürü bir failin günlüğünden düşüyorum.
Ve sayfa sayfa ölüyorum,
Sana yazılmış tozlu bir romanda
Beni ihbar ediyorsun ayrılığa,
Ayrılıksa kan kusturuyor,kelepçeli yalnızlığıma…


#2049
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz.
Şimdi ne senin gözlerinde haranın suya hasret yangınları var
Ne de benim gözlerimde şiir…
Yaz dedin, oysa kışlar yaşıyorum her mevsim
Açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üzerine
Üşüyorum…


#2050
Vakit gece yarısı
Hüzün kar beyaz iniyor gökyüzünden kimsesizliğimin üstüne
İç çekişlerimden buğulanmış gözlerimin ardından insanlar geçiyor,telaşlı…
Ömrümün en derin uçurumunun kıyısındayım bu gece
Ve ölüm bir “ayrılık” ötemde
Yürüyorum…
Her adımda kentin ayaza durmuş nefesi işliyor içime
Hadi yâr tut gözlerimden…
(d)üşüyorum!


#2051
Çocuk;
Dön bak enkazıma arta kalanlarımı gör
ya da benden kalamayanları mı desem.
Hangi zamandan kaldı bu enkaz.
Neler neler kaldı altında düşlerimin.
Geride bıraktıklarım fazla mı geldi lugatına?
Kaldıramadı mı beni kelimelerin?
Sana biçtiğim yeminler gelip bulmadı mı seni?
Bir girdap içinde dolanıp durdum.
Duruldum,durduğumdun.
Bir saat kulesine astım yeminlerimi.
Her geçen zaman diliminde bir çığlık düştü günceme.


#2052
Yağmur yağarken gecenin kör karanlığına
Yaşamak artık saçmalıktı
Artık çocuklar yoktu parklarda
Yapraklar sarıydı,
Ve bir yağmurun yası bitmeden
Bir başka yağmurun ölüm haberi duyuluyordu megafonlarda
Yağmur yağarken gecenin kör karanlığına
Paylaşılacak her şey paylaşılmıştı
Bir damla sana bir damla bana
Gitme vakti geldiğinde ardından bakarken
Şehre yağmur yağıyordu ve ıslaktı kaldırımlar


#2053
O meleğini öldürdü; sen de öldür kahramanını… Gözyaşların aktı içine; için çürüdü de, sevgisi mi kaldı?
yok öyle!…
Öldür ondan kalanı da.
Yak olmayan fotoğrafları, mektupları…
Hayallerine ağla, hayallerini ağla;
onlar hiç paylaşmadan usulca biriktikleri gibi,
usulca süzülüp gitsin yanaklarından.
Tek damlası değmemeli dudaklarına!..
İçine kaçıpta saklanan o küçücük umutlar devleşip seni devirdi ya;
alma içine ona akan bir damlayı bile…
Ama ağla, utanma…
Artık yaşların anlamı yok sende yalnızca görevleri var unutma;
yok etmeye ağla!
Gözyaşlarını tek bir sözle içine saklamak da yok.
Sözler gerçek olsa değerdi belki gözlerini susturmaya, sözlerini yutmaya.
Ağla ve tekrar et şunu; senden başka her şey yalandı.
Ve sen değilsin artık bir melek, öldür işte kahramanını…


#2054
Uzaktan bakıldığında ev gibi görünürdü. İçerden kapalı kapılarını açabilirseniz Sevda hanım’ın cennetini yaşardınız. Gerçi yaşlı idi biraz ama / yok yok yanlış anlamayın güzel kadındı, gözleri yaşlı manasında söyledim ben… Kederle tutuşturduğu sobası hep tüterdi ve hüzün kaçardı güzel gözlerine. Hüzün kesesinde büyüttüğü nur topu mutluluklarını doğurdu hayata. Bahar çiçekleri ve düş ilmikleri ile ördüğü elbiseleri giydirdiği mutluluklarını, sokağa saldı oynamaları için. Yıllar var dönmediler geri… Dizlerinin dibinden ayrılmayan yalnızlık, yari olmuş Sevda hanım’ın. Düşünceli bulutlar serpilmişti gökyüzüne, her şey başkaydı.


#2055
uykudan önce ‘değil’dim,
yanaklarımda tuzlu bir harabe saklandı…

yalnızlığına çok kaldım.
bir beyaz kağıt bulsam kaybolacaktım.
ne diye çıktı bu tırabzanlar elimden?
ne diye yağmur düştü yüzün bilmem ki?
yediyi seyrek geçerken yelkovan,
sekizi hızlı vurdu kambur yüreğim.
dışarıdaki kadar misafir, içerdeki kadar bark sahibi,
haybeden,
tek bölümlük
arkası sadece bugün, yenen bir kelimeydi,
yenilen uçlu bucaklı bir kalem.
artık bir önemi yoktu herhangi bir yerden kaçarken doluya basılmış olmanın.
gelincik tarlalarında kaybolan kırmızı bir ekindi saçların,
ağzın, kurşunla çizili bir karartı.
gemilerim… gelmedi…
tohumun ayıbını örter yaprak,
pencerelerde kaybolur gözlerin.
hiç bilmez miyim?
kabahatim özrüme yenik,
kırık bir yanı döşümün
yüzümün ayrılık yanıydı otobüs camları
sadıktım gidecek kadar
gemilerim… gelmedi…


#2056
Ne oldu
Süngüler mi şahlanıyor şimdi
Anlamını lügat ta ararken savaşın
Cephede yankılanan bu toy ses senin mi
Ne oldu
Kibrit kutularında uyuyor
Kapı gıcırtısında n ürperen düşlerin
Vuslatın birinde üflemek için
Küçük bir alev burnumda
Çocuksun, çocuksun hala fark ettin mi
Tüyü bitmemiş kuş
Açsın bir şeylere bir türlü dillenemedin


#2057



Şimdi gidiyorsun
Git
Oysa senden tek bir damla istemiştim
Sana kocaman bir deniz sunmak için
Şimdi gidiyorsun
Git


Ne zaman başladı bu hikaye
Anımsamak zor
Gençtim
Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
Komazdı öyle üç-beş nöbetleri
Geceler içimi acıtmazdı böyle


Bir insan bu kadar eksilebilir mi

Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
Bu şehrin biryerlerinde
Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
O adam bendim unuttun mu
Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
Seni unutamadı


İşin kolayına kaçmadım
Uğruna ölmedim yani
Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
Sen bunu da bilmedin
Ben bir bakışına bin anlam yükledim
Sen aşka kestirmeden gittin
Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
Şimdi gidiyorsun
Git
Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
Bütün ışıklarımı söndürüyorsun


Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
Yazıklar olsun yazıklar olsun
Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
Hani sen sevdiğini
Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin


Uzun lafın kısası yoktur
Anlatacağım çok şey var
Hoyrat bir rüzgar gibi geldin
Aklımı hayatımı dağıttın
Şimdi gidiyorsun
Git


Daha ayrılığa bile çarpmadan
Aşk bize döndü
Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
Ama sana dokunmak da yasak bana
Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
Sen var ya sen
Allah kahretsin


Yani şimdi
Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
Yani şimdi başkaları mı sevecek seni
Ben saçlarını okşadığım zaman
Ellerin öksüz kalırdı
Şimdi gidiyorsun git






#2058
Bir gün gidecekti
yanık kozalarıma bir tane daha ekleyecektim…
o gidecekti.
O yüzden bilsin istemedim.
Ne içimi sancıtan,
bakışlarına yüklediğim anlamı
ne de yüreğimi yüreğine yasladığım o baharı,
bilsin istemedim…


#2059
Vapur karaya yanaştı
hatırlayıp hatırlayıp
yanaklarıma tuzlusu dökeceğim an geldi,
film bitti.
Diyemedi, suskular biriktirdi heybesine,
gözlerime yalancı baharlar yükledi.
Sessizce ‘hadi’ dedi.
Ben göğsüne yaslanıp ağlamak isterken o gitti.
Yanımı yanına verdim ‘hayır’ demedi.
Ama gitti.
Bir başaksını taşıyordu içinde sevgili,
söylemese de suskularına asmıştı onu.
Bindiğim bütün salıncakların ipine astığım aşk gibi…


#2060
Tümcelerimin boyun büküşlerine aldırma yar!
Gözü yaşlı satırlarımın k(c)an döküşlerinde büyütüyorum keşkelerimi…
Harflerimin ayağı kayıyor uçurumlarından.
Oysa sen bir liman sakinliğiydin yüreğime…
bir gün batımı huzuru…
uçsuz bucaksız bir özgürlüktün mavilerime…
ateşe verdin kıyılarımı apansız, sinsice…
züleyha’nın kaderine razıydım Yusuf(um)sun diye…
peşinden koşmaya, kınanmaya, dile düşmeye…
nerden bilirdim dil(in)den düşeceğimi?




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:48 .