#2181
Duraklar ;
Hep bir yerlere gecikmiş insan yüzleriyle tıka-basa…
Reklam panolarının gözalıcı ışıklarından
geçiyor kendi karanlığım…
Yoksul ve azıksız yaşamların,
içimi büken kargaşasında ilerliyor
kent sürgünü yolcuğum…

Her durakta bir hüzün in(l)iyor sol yanım(d)a…
Suskun ve yalnızım…
Gitgide kalabalıklaşan bir şehir çalkantısıym…
Gecenin sığ sularında akıyor sesimin mahçup tınısı…
Ağır ve karanlığım…

Boğazımdan asbest yüklü kaçak gemiler geçiyor…
Bir işçinin ıslak cesedi (d)üşüyor ölüm tersanelerinde…
Gazete manşetleri ör(t)ülüyor üzerine…
Haber bültenlerinde yüreği(mi) (d)ağlayan kareler…
Sömürülen insanlar geçiyor içimden…
Ben kanıyorum…


Hasan Karadeniz



#2182
Bile bile geldim ben bu uçurumun kıyısına…
Geçtiğim yollar dürüldü…Dönüş yok artık….
Şimdi seni beklemek sevmekten daha zor…
Tek başına tecrit kokusu satırlarımda…
Hangi imlasına dokunsam kelimelerin,
kesik bir kol gibi önüme düşüyor yalnızlığım…
Kan tutuyor geceyi…

Şehirlerarası bir Aşk’a sız(l)ıyorum gecenin kör vakitlerinde…
Beni sana getirmeyen yolculukların,
griye kesmiş peronlarında molasız hüzün sendromları
çörekleniyor göğsümün sol cenahına…
Yaralarımı nasırlaştırma çabasındayken;
Yokluğun yeni neşter kesikleri ekliyor tenime…
Saçlarmı al parmaklarının arasına sevdiğim,
Hırçın yangınların tarasın yağmurda ıslaklığımı…

Tabut çivileriyle mıhlandığım seyirsiz yollardayım…
Güneşe dönük yüzüm kavruk yangınlarda
(p)alazlanıyor yokluğunda…
Yine ağlak bir çocuk bağdaş kurmuş oturuyor
kançanağı gözlerimde…

Acımasızlaştıkça hayat;
Anarşist cümleler biriktiriyorum dilimde…
Yine suçlarıma benzin döküp kibrit çakıyorum…
suçluyum…

Sorguya çekiyor düşlerim beni…
Akla hayale gelmedik metodlarla sinsi işkenceler yapılıyor düşüncelerime…
gözlerim bağlı…karanlığım…
Bileklerim ters kelepçe hareketsizliğinde,
Sinirli tavırlar geziniyor etrafımda…
Üstü başı küfür kokan bir rüzgar devralıyor geceyi…
Uzadıkça uzuyor cüzzamlı kimsesizliğim…
Dışarı atıyorum kendimi…

Yol boyu ıslak kaldırımlar…
******ler ve dumancıların yaşlı özlemleri yansıyor yüzüme…
Sırtımda yumurta küfesi,yorgun adımlarım…
Düşsem bin parça olur beklentilerim…Korkuyorum…
Selam vermeden geçiyorum kaldırımları…
Yine on adımda bir duraksıyor yürüyüşlerim…
Kendime kaçıyorum…
Her sabah uyandığımda yolunu şaşırmış bir çığlık
çörekleniyor ayaklarıma,
kuşatılmış penceremden dışarı çıkarıp dudaklarımı,
acılarımı öpüyorum
Usulca sessiz ve hırsız adımlarla geçiyorum
şehrimin karmaşık sokaklarını..
sokaklar kaygılarını dikenli sözlere bırakmış insanlarla dolu...
kendimi bulmaca oynuyorum...
Hükmüm ağır bilirim;
Şiddeti ölçeksiz bu depremin...
Hüzün vurdukça yüzüme tütün sarıyorum...
Nikotin sarısı ellerim…
Acılarıma tuz basıyorum kalbimin terazisinde
haksızlık olmasın hiç bir yarama diye...

Boynumda bir ilmek olsa da şimdi yaşamak ağrısı ...
Yine de içim ünlem kaçakları...
Parantez içlerinde erteliyorum Aşk’a dair infazları...
yaşamımı cenderelerden süzüyorum,
yazarak alıyorum yaşamdan alacağımı…
öderim bu bedelleri de direncimle...
Eğer bir şairle sevişerek ödendiyse...


(Hasan Karadeniz)


#2183
Ey hayat repliklerin kimi anlatıyor!
Ve kaç figüran oynuyor senin sahnende.

Şimdi kelimelerden düş-tüm.
Cümlelerimden soyundum,
Soğuk bir suyun altında, "düş" almak gerek..



#2184
Tam anlamıyla bile çok eksik -


#2185
Bir şiirin ilk mısrası olabilir.

Bir şarkının nakaratı..


Bir filmin konusu veya bir kitabın son paragrafı..

Yada hayatın arasında birbirine tutunan,
İki sevgili ayrı ayrı..

“Hayallerle yan yana, mesafelerle uzak..”
Neresinden bakarsan bak bir ince sızıyı saklar içinde,
Sen bir yanına düşersin gölgenle beraber, diğer yarım dediğin dünyanın bir başka yerine..

Hep eksik yaşarsın hayatın bir kaç rengini, en basitinden sabah uykularını bir düşünsene. Hani şu sevgiliyle aynı güne uyanılan sabah uykularının o güzel rengi varya, işte o eksiktir hep, hayatının bu soğuk döneminde..


“Hayallerle yan yana, mesafelerle uzak..”
Neresinden tutarsan tut yorgun bir çaresizliği gizler içerisinde..
Sen takvimlerden fal tutmaktan bıkkın, takvimler sana umut vermekten ırak.

Akreple yelkovan küçük anların takipçisi.

Sense kaybolmuşsun çoktan, geçmeyen ayların arasında..


“Hayallerle yan yana, mesafelerle uzak..”
Sayfalara sığmayan şeyleri anlatır aslında belki..
Belki harflerden çok şey beklemeyi, belki de cümlelere iki kat fazla yüklenmeyi gerektirir ki zordur yazmasıda, yaşamasıda..

Aynı yastıkta görülen rüyaların kokusu,
Camlardaki iki kişilik buğusu,

Sarılınca birbirinize karışan “işte bu an çok güzel” duygusu..

O kadar çok şey kalır ki bunların arkasında söylenmeyen, ve bazen insanın payına hayattan öyle çok şey eksik düşer..

Ki birikir,

Ki dağ olur,
Sen gölgesinde kalırsın
..


Ve bazen o uzaklar,
Ve bazen o özleyişler öyle yerleşmiş olur ki içine..

Kim bilir belki sonra kapamaya yetmez o açığı hiç birşeyler..
Ve sıkı sıkı sarılmalar..
Ne de uzun uzun kavuşmalar..

Belki de uzak mesafeler arasında, hayaller bile dayanamaz usulca silinirler..

Hayatın başka başka ucunda,
İki sevgili ayrı ayrı..
Bu böyle sürüp gider, hayat boyunca


#2186
Tam anlamıyla bile çok eksik -




...S e n 'sizLigi bir kagida sarip tutturuyorum...
...küLLeri'ni avuçLarimda sakLayipTam anlamıyla bile çok eksik - d ü s 'Lere savuyorum...
...gece'nin ayakLarina kapanip sonraTam anlamıyla bile çok eksik - sabaha kadar a g L i y o r u m...
...bir cebim'de s e n bir cebimde I s t a n b u L zaten baska bir seyim y o k ! ...


#2187
Gitmiştin….
Yanında benliğimin bir parçasını alıp,
Yüreğimi ise yarım bırakıp,
Elveda demeden çekip gitmiştin.



Başarmıştın….
Geceleri uykumu bölmeyi,
Aklımdan çikmamayı,
Uzakta olduğun halde beni ağlatmayı başarmıştın.



Göstermiştin…
şerefsiz birinin nasıl oldugunu,
Hırçın tarafını,
Gözlerinde yalan söyleye bildiğini göstermiştin.



Demiştin…
Seni seviyorum diye,
Sonsuza kadar senleyim,
Korkma hep yanındayım demiştin.



Anlamıştım…
Herkese güvenilmedigini,
Insanların iki yüzlü ola bildiğini,
Seni seviyorum demekle işin bitmediğini anlamıştım.



#2188
Tam anlamıyla bile çok eksik -


#2189
Bir isyan faslıdır şimdi bu suskunluğum
Hovardaca harcanan mevsimlere
Bu kaçışlara bu gelgitlere
Ömrümüze kesilmiş biletlere
İsyanımdır bu acı acı gülüşüm..



#2190
Yine mi akşam oluyor yoksa ?
Ruhumun karanlığımı bu acaba
Bir kasvetin çöküşüydü gece bana
Oturup beklediğim koltuğumda
Bir elimde yitip gidenler diğer elimde sigara
Her nefes alışımda damarlarımda…
Neredeydi bana neredesin diyenler
Onları sevdiğimi bilenler. . .
Alışkanlık yapan birkaç dost yüzü
Alıp götürüyor bendeki hüzünü
Bildiklerim yada bilmediklerimin tümü
Başlatıyor yine yalnızlık kokan bir günü
El sallamayı özlediğim insanlar
Neredeler şimdi?
Bir kalp ağrısı kadar yakınlar...
Kalbime açılan pencerenin kenarında
Gecenin sessiz ve kuytu yalnızlığında
Ben ve zaman oturmuşuz baş başa
Bekliyoruz birisi gelse de kapımızı çalsa
Evden barktan uzakta
Kokusu sinmiş yalnızlığın sessiz sakin odama !


#2191
Sadece ağlamak istiyorum bu gece olabildiğince
Ağlayabildikçe gözyaşlarımla atmak istiyorum seni bugün içimden,
Ruhumda olan külfeti son buldurmak için....
Deliler gibi gülmek istiyorum aslında bu gece
Karanlığa inat renkler saçmak istiyorum...
Bu gün biraz olsun takmamak istiyorum kimseyi
Duymamak için söylenen sözleri...
Ne derse desin elalem umurumda değil diyebilmek...
Belki de anlamını bilmediğim anlam veremediğim şeyleri özlemek...
Bugün çocuk olmak istiyorum biraz aslında
Yorgunluktan harap düşsem de koşturmak oynamak belki de tüm istediğim
Belki de kumdan kaleler yapmayı özledim
İçine hayallerimi koyduğum küçük kaleler...
Kim bilir belki de hamurdan bebekler yapmayı özledim..
Belki de gece her korktuğumda yastığımı alıp annemin yanına koşmayı özledim..
Bugün bir şeyleri özlediğimi anlayabiliyordum aslında
Belki hayallerime küstüğüm için hayallerimi özledim
İçimden bir şeyleri özledim bugün ben...
Çok değişmedim aslında günlük dertler
Ancir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerdi belki
Ama ben kendimi sakin hissettiğim günleri özledim...
Aslında değişen ben değildim değişen sadece zamandı..
Alıp götürdüğü gibi kalelerimi kuvvetli dalgaların
Götürmüştü uzaklara,saklamıştı beni yalnızlığım...
Kalabalıklar içindeki yalnız ruhum bugün bir şeyleri özledi..
Dostlarımı özledim belki de hiç olmayan dostlarımı
Karar veremediğim bir şeyleri özledim bugün..
Belki de geri kalmış boşa geçmiş olan dün...
Sebebini bilmiyorum bir şeyleri özledim …


#2192
Senin asıl adın Kırılgan.
Alnında yazıyor...
Gözaltlarına işlenmiş hatta mors alfabesiyle hüznün...
Sen... Ağlamaya bahane istemeyen, her daim insan gibi hıçkırabılen...
Profesyonel incinen..
Kırılgan. Zor günler degil mi? Kaba saba günler..
Sen, sana söylenen cümlelerin her virgülünde bir nakış zarafeti ararken,
sinir sistemi olan hiçbir canlıyı yemezken sen, ne zor günler değil mi?
Sokaklar sana göre değil. Bu konuşmalar hatta bu Türkçe bile sana göre değil.
Hiçbir cadde düzenlemesi sana göre yapılmamış.
Sen hesapta yoksun Kırılgan! Bütün hesaplar ortalama insan üzerine yapılmış.
Seçen, seçilen ve seçmen onlar...
Onlar bir yolda ağacı ya da yeşili şart koşmuyor.
Geçebilsinler yeter. Ya da bir yemekte sanatsal bir şıklık aramıyorlar.
Doysunlar yeter..
Oysa sen öyle misin ya? Sen önce en az on dakika izlemelisin şarabın kadehteki duruşunu! Nasıl mucizevi bir kırmızı olduğuna şaşarak ama şarabın - kırmızısın elbette - aşkın meyi olmasını uygun bularak...
Kırmızı çünkü, daha ne olsun! Acının renkçesi! Oysa şarap deyince onların aklına sur dibindeki keşler geliyor.
Hoş sen bahsettikleri keşleri de, kendi yaşamsal alanlarında mutlu insanlar olarak görüyorsun. İğrenmiyorsun. Herkes mutluluğun peşindeyse eğer, onlar bizden bin şişe daha yaklaştı mutlu sona diye düşünüyorsun. Çünkü her şarap ehli biraz kırılgandır bunu biliyorsun.


Tam anlamıyla bile çok eksik -

Senin asıl adın Kırılgan.
Dudaklarının titrekliğinden belli.
Yanlış ülkenin hatta yanlış dünyanın zamansız gelmiş çocuğusun sen.
Öyle tuhafsın ki her ölüme ama her ölüme aglıyorsun...
Zalimin de mazlumun da acı sonu seni aynı oranda üzüyor artık.
Hatırlıyorsun hala Çavusesku'nun cellatlarının karşısındaki çaresizliğini...
"Ve Tanrı kamerayı yarattı" diyorsun kendi kendine.

Sevmek... Sihirli kelimeyi kullandım galiba?
Duyunca yüzünden gri bir bulut geçti de...
Hangi yağmura gidiyor acaba? Seni en çok kıran sözcük değil mi?

Sevgi.. Sevmek... Birini, bir şeyi, bir yeri sevmek...
Vatanı sevmek mesela. Bunu da çok anladigin söylenemez degil mi?
Yani eger bu, Istanbul dışında Istanbul'suz yapamamaksa,
Boğazda bir balık-rakı akşamının hasretiyle kederden gebermekse mesela Isveç'te, söyleyecek bir şey yok galiba, tam olarak böyle degil istedikleri.
Evet evet onlar iSTiYORLAR... Senin sevgini tartıyorlar.
Vatanı onlar gibi ve onların istediği kadar sevmen gerekiyor. Aslında görülmez bir yazı var sınır kapılarında yurdun.

SEVMEK MECBURİDİR! SEVMEYEN DEFOLSUN GİTSİN!

Sen de bağırıp sevmenin mecburiyeti olur mu, mecburiyet diye bir sözcük kullanılır mı yürek mesailerinde?
Bu toprak parçasını sevilecek bir yer yapalım önce!.
Ve sonra kimsenin seni duymayacağı bir kuytuya saklanıp, belki de iki damla gözyaşı eşliğinde ve muhtemelen ikinci rakı dublesinden sonra - ki sarap aşkın içkisiyse rakı da hasretindir - sızılı bir cümle düşüyor ağzından yere:

Ey benim üç tarafı hüzünlerle çevrili yurdum, umrunda mı bilmiyorum ama, seni seviyorum.

Aslında sen iyi bir adama benziyorsun Kırılgan. Kimseye bir zararın yok en azından. Ne acı değil mi, zararsız olmak iyi olmaya yetiyor. Çünkü etrafta bir sürü yaşam zararlısı var ve tarım bakanlığı henüz bunlara karşı ciddi bir tedbir almış değil...

Yani diyeceğim şu ki Kırılgan, bu kadar takma kafana... Hiçbir şeyi de üstüne alınma. Çünkü dedim ya, sen hesapta yoksun: Hiçbir seyi seni düşünerek yapmıyorlar! Ne televizyonları, ne gazeteleri, ne savaşları..

Senin asıl adın Kırılgan. Alnında yazıyor.. "

Yılmaz Erdoğan


#2193
“İnançlarım son sürat kaybolurken bir otobanda
Yıldızlar mıh gibi çakılıydı gecenin avuçlarına”

Ankara-İstanbul arasına teyellenmiş ihanet desenli vakitlerdeyim… Takvimlerin yaprakları sökülmüş ve dikiş tutmuyor zaman… Yamalanmıyor ömrüme yaz akşamları… Hep bir ütü izi hayattan bana kalan… Geçmişin üzerime uydurduğu kullanılmış bir elbise sanki Aşk… Dokunuşlardaki ikinci el hissini yadırgıyor kimsesizliğim… Ayan beyan satılırken Baba yadigarı gülüşlerim sokak ortasında… Siz yakalarınızda ucuzluğunuzu belgeleyen etiketlerle giriyorsunuz yeni sezona… Hazirana özel kampanya! Hepiniz Hint kumaşısınız… Ve hepiniz bir an evvel boy göstermelisiniz ön camlarda… Defolarımı gizleyemezken ben seri-sonu reyonunda… Sizin niyetiniz hemen alıcı bulmak şaşaalı vücutlarınıza… Pamuk ipliğiyle bağlanmışım kaderin ördüğü bu şık kurguya… Koşar adım kaçmayı da denedim ben’liğimden… Onca yol kat ettim sonunda tekrar kendime döndüm… Çünkü tedariksizdim… Kısa sürdü arzın merkezine seyahatim… Yanından geçtiğim imkansızlıkları göremeyecek kadar dikkatsizdi şairliğim… Cümlelerimin tümü sargılıydı… Bıçaklanmamış harf yoktu kelimelerimde… Kimisi alfabemi sonlandırdı yokluğuyla kimisi varlığını eksik etmedi alfabemin başında… A’ dan Z’ ye bütün yaraları hatmettim… F tipi hücrelerde sayıklandı ismim… N’ için boyun eğdiğimi sanıyorsunuz işkencelere… Oysa ödün vermedim hiç özgürlüğümden… Çocuktum yalnızlık en sevdiğim oyundu… Kadınlar geldi oyunumu bozdu… Afiyetle yenildim! İçimden taşar oldu artık mağlubiyetlerim… Bir kadının icadıydı yalan, eminim… -ki sende ileri seviyede yalan söyleme sertifikasına sahiptin… Pekala sevebilirdin beni… Sen içimdeki harabenin mimarı, gururla gezinebilirdin enkazımda… Yüreğim ayaklarının altında, sana değmenin mutluluğuna erişebilirdi pekala…

“Aklım savrulurken dudaklarının keskin virajında
Yıldızlar küfür gibi dolandı gecenin ağzına”

Ankara-İstanbul arasına teyellenmiş ihanet desenli vakitlerdeyim… Tehlikeli saatlerin müdavimiyim… Tarih boyu tutarsız bir yelkovanın takibindeydim… Asırlar önce dinlediğim bir şarkıydın sen ise sözlerin hala dilimin ucunda… Yarım yamalak mırıldanıyorum bazen seni… Karanlıkta kayboluyor nakaratın… Soluklarımız kesilmişti Ihlamur Yokuşu’nda hatırlarsın… Oluk oluk kanıyordu iç organlarımız… Hüznünde bir kokusu var biliyorsun seninkine yakın… Kokunu giyinmek isterdim ben bugün… Teninle örtmek isterdim çıplaklığımı… Teninle gözlerimin renk uyumunu izlemek hatta holdeki aynanın karşısında.. O sıra irisindeki hıdırellez ateşine düşmek bizzat… İsterdim ki uluorta sevişelim bakışmalarımızın ela koridorlarında… Göğsünün etrafında 7 defa dolaşsın parmaklarım, kalbini tavaf edeyim… Kalbin kabemdir ibadetimi yerine getireyim… Besmeleyle öpeyim saçlarındaki hayal kırıklıklarını… Omuzlarındaki melekleri yakaladığımızda mastürbasyon esnasında... Tanrı utancından göğün 7 kat dibine insin… Kasıklarındaki buzullar erimeden hazırlanalım su baskınlarına… (Küresel ısınma sen nelere kadirsin!) Ben bugün günahına girmek isterdim senin… Tam da Tabiat Ana’nın regl döneminde… İhlal etmek kadınlığının yol şeritlerini ve kulak asmamak kaygan zemin uyarılarına… Keşfetmek isterdim çığlıklarının esmer coğrafyasını… Kurak vadin palazlanırken tohumlarımla, isterdim ki en sapa mevkisinde şehrinin bağır çağır açsın memelerini nergislerin… En uğrak yerim olsun dar sokakların… Keza serseriliğimi dizginleyen tek meskendi hayal(et)in… Pekala ağırlayabilirdin beni… Sen ruhumdaki heyelanın asıl nedeni, benzersiz ütopyalar inşa edebilirdin topraklarıma… Yüreğim avuçlarında, senin emeğinin karşılığı olabilirdi pekala…

“Tetiklediğin deprem köprüleri yıkarken Boğazımda
Yıldızlar gibi sokulmuştu gecenin koynuna”

Haklısın susmalıyım… Kaldırımların göz yaşlarımı kaldırma kuvvetini ölçemeyeceğime göre… Archimedes halt etmiş, hiçbir şeyi yerinden oynatmaya gücü yetmez yanaklarımdaki nehrin… Katli vacip bir akreptim Ankara-İstanbul arasına teyellenmiş ihanet desenli vakitlerde… Önünü alamadım iğnemdeki zehrin… Kendimi tanınmaz hale getirdim… Ne kadar yakınındayım bana tarif ettiğin ecelin kestiremedim… Sevgilim beni gün bitmeden kaç kere daha öldürebilirsin? Diyorlar ki yara da senmişsin merhem de senmişsin… Gel kitabına uyduralım herkesten sakladığın caninin yasadışı eylemlerini… Madem cinayet mahallindeki bulgular seni ele veriyor, gözlerin hemen otopsime dahil edilsin… Yeteeer! Bırak gölge etmeyi de gönül rahatlığıyla öleyim…


Özgür Gümüşsoy


#2194
Susuyorum...

Bilip de bilmezlikten geliyorum herşeyi.Canımın acısı arttıkça artıyor kalbim sıkışıyor.İçimde tuttuğum kelimeler beynimi boğuyor...


Ama ben yine de susuyorum

Belki sana daha büyük vicdan azabı yaşatmak için
belki diyecek bişey bulamadığım için
Belki de hala senin kırılmandan korktuğum için


Susuyorum...


İçimdeki kelimeleri söylesem sana...Acaba sen mi daha çok acı çekersin

Yoksa ben mi...
Acı çekenin kim olduğu önemli mi ki zaten.

Ben sen,sen de ben olmuşken

Buna rağmen bunları yaşatırken birbirimize


Bilip de bilmezlikten geliyorum herşeyi.Canımın acısı arttıkça artıyor kalbim sıkışıyor.İçimde tuttuğum kelimeler beynimi boğuyor...


Ama ben yine de susuyorum

Hangimiz acı çekiyor önemli mi?

Susuyorum...

Çünkü sevmek böyle bişey.Madem bi acı çekilecek sen değil ben çekmeliyim

Madem ben seninle beraber oldum

Sen beni bırakırken de susup bu ayrılığın

acısını çekebilmeliyim

Susuyorum...

Dillendirmiyorum sana yaşadıklarımı.Anlatırsam biliyorum ki daha kötü hissedicem.Keşke söylemeseydim acaba kötü mü yaptım.Bir sürü çelişki yaşamaktansa


Susmak ve acımı sessizce kendi kendime çekmek en iyisi

Susmak ve yeni düşüncelerle iyice aklımı karıştırmamak

Bilmiyorum neden susuyorum

Belkide sadece gururum yüzünden

Canımın acıdığını bilmeni istemediğimden

Hala dimdik hayatıma devam ettiğimi görmen için

Susmak en iyisi herşeyi olduğu gibi bırakmak


Büyük acılara yol açmamak ...


#2195
Tam anlamıyla bile çok eksik -


#2196
Nereye Kadar Kaçıcaksın Sevqimden
Son SözLerin haLen KuLakLarımda
birde o Son bakışın ve
benLiğimi benden aLan o Sen..
Şimdi ise bir Sığıntı Gibi
GeçmişimizLe avutuyorum kendimi..
YokLuquna aLışmaya başLıyorum
Ama Yüreğim bunu inkar Ediyor
O bir Seni böyLe Sevdi birde Onu
bu Yürek bir SeninLe attı
noLur bebeğim SeninLe doLu Yüreğini aL o bana Çok Ağır GeLiyor ..


#2197
İş yerimin arka sokağa bakan balkonundayım
İkinci kata ulaşan ismini bilmediğim bir ağaç,
Çatallı dallarında bembeyaz bir duvak gibi polenler
Her bir polende sen yanı başında ben varım..

Gülsuyu'nun en yüksek yerinde, bir ağacın dibindeyim
Bu kez de marmara denizinde gözlerim, dalıyorum
Masmavi olmasada mavi-yeşil, boylu boyunca, iç içe
Mavisi sensin marmaranın, yeşili de ben..
Kavuşmayı beklemedik, ayrılmayı düşünmedik hiç
Bir ömür böyle sürsün, sen yanımda,Yanak yanağa..



#2198
Eskiden küçük bir tebessüm beni mutlu etmeye yeterdi..
Her şey öyle çok değişmiş ki
Ne ben bir tebessüm görüyorum [,] ne de artık tebessümler beni mutlu ediyor..
Artık gülümsemeler canımı yakıyor [,] bakışlar kalbimi sızlatıyor..
Nasıl geldim bu hale bilmiyorum...
Yaptığım yolculuklar mı yanlıştı yoksa [,]
Yoksa gönlümün kapısından içeri aldığım insanlar mı yanlıştı..
" Sen varken gücüm olurdu zaman akmadan dururdu hatırlasana... "
Bana huzur veren şeyler artık canımı alıyor..
Beni mutlu eden şeyler artık canımı yakıyor..
Benim güçlü olmamı sağlayan şeyler artık beni yerden yere vuruyor..
Hiç bir tesellinin faydası yok artık..
Kim ne yaparsa yapsın geçmişimden gelenlere yüreğimin kapılarını aralayamıyorum...
Bir anda yok ediyorum içimdeki her şeyi..
Öldürüyorum o eski [,] bana ve ona ait her şeyi...
" Şimdi eskiye döner mi dönsede buna değer mi cevaplasana... "
Gidebilirsiniz hayatımdan..
Belki de çoktan gitmişsiniz...
Yinede ;
Uzak durun benden kimseyi istemiyorum [,] canımı yakamıyacak hiçbir canlı...
Yaralarımı zor da olsa saracağım kanımı donduracağım [,] yeter bu kadar kan kaybı..
" Artık Ben Vazgeçtim Yalnızlığı Seçtim Her şey Bitti Anlasana Dokunma Bana..Dokunma Bana !!!! "
Varsa adam gibi yürekten değer verecek buyursun girsin yüreğime..
Varsa diliyle değil herşeyiyle yanımda olacak [,] benimde içten gülebileceğimi gösterecek biri...
Özgür bırakıyorum yüreğimi [,] düşüncelerimi ve benliğimi..


#2199
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...


#2200
Ve biliyorum ki o baharın güneşinde tenim esmer olmayacak hiç. Bana susmak
düşecek, payıma kilitlenmiş bir yürek kalacak. Kaderi önceden belirlenmiş
konuşmalar, paylaşmalar, bakışmalar olacak. Bir yerde aykırılığım tutup sarılsam
da içimde sana, sen bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin...

Git diyorum sana, kalma yüreğimde, bu kadar özleteceksen kendini. Bir bakış;
gözüm gözüne değiyor; hissediyorum... Gitme diyorum. Kal geldiğin yerde. Ne
gitmelerin bitiyor; ne de benim sana kal demelerim...

Hangi aralıkta girmiştin içime anlamadım. Tüy gibi hafif, usul usul inivermiştin
yüreğime. Kabullenemedim önce. kocaman yalanlar söyledim kendime. Ben dışımda
tutmaya çalışırken seni, meğer içerde hakimiyetin çoktan başlamıştı. Kuşatmıştın
dört yanımı; ve kendim için çok geçti. Yerle bir olmuştu her şey. Olmazsa
olmazlarım; ilkelerim, yargılarım...

Nasıl bir şeydi, bu beni böyle yağmalayan. Şimdi karşı durmuyorum Sana, nasılsa
buluyorsun bir yolunu ve sarmalıyorsun içimi dışımı. Ayak seslerini duyuyorum
hangi yöne gittiğini bilemeden. Ben yaşanmış bir aşkta eski yaralarıma
yanıyorum, Sen yaralarına benden sevda sürüyorsun. "Belki'lerden,
"ihtimal"lerden, "keşke'lerden medet umuyorum, Senin belki de yabancısı olduğun
düşler büyüterek...

Ben, suretine değil, aslına dokunma ihtimallerinde mutlu oluyordum.
Ben seninle, aynı coğrafyada yaşayabilme ihtimalinden huzur buluyordum.

Şimdi, bilinci küflerinden kurtulmuş bir yürekle, süresi diğer aşklardan çok
daha uzun olacak bir aşkın ömrünü anlatıyorum, Sana dair yazılanlarda...

Şimdi, bir sayfa dolusu cümlelerle; bir imkansızlığın mucizeye dönüşünü
anlatıyorum...

Şimdi, bozgun sonrası imkansız bir zafer kazanan bir orduyum, bir yenilgide
zafer ne kadar anlam taşıyorsa o kadar anlamlaşıyorum...

Şimdi ben, dağıldıkça kurulan yeni düşlerde Sana bakıyorum… Umut; hep var olacak
çünkü...




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:13 .