GaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK !

#1
Yarım kalmışlığın gerektirdikleriydi yaşanalar...


Seçme şansımız da yoktu aslında.


Çaresizdik,


Ve bu yüzden;


Çaresizce kabul ettik...


Önceleri,


Haykırışlar, isyanlar vardı.


Sonraları,


Sadece derin bir sızı kaldı.

Kimileri alışmak dedi adına,


Kimileri unutmak.


Mecburiyetti en doğru isim aslında.


Zaman ilaç olur dedik ama


O bile ortada bıraktı,


En çok ihtiyacımız olduğu anda...


Şimdi,


Yıllardan hüzün,


Aylardan gözyaşı,


Günlerden de yalnızlık...


Biraz sessizlik,


Çokcada sensizlik var avuçlarımda.


Dedim ya;

Çaresizdik yaşananlar karşısında...




Yada tek çare bizdik aslında...

İlginizi Çekebilir


#2
yaşlanacağımızı unutmayalım.

GaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK !


Son günlerdeGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! bir suratGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! bir surat ki gelindeGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK !
Çayımı bile yarım dolduruyor bey.
Allah''tan kulaklarım ağır işitiyor da
Duymuyorum ne söylediğini
Ama yine de hissediyorum bey;
Beni bu evde galiba istemiyor artık
Hey gidi günler heeey.
Oğlunu bilirsinGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! vur kafasına al lokmayı
İki ara bir derede ne yapsın ana bu atsa atılmazGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! satsa satılmaz.
Bana artık gizli gizli sarılıyor bey...
Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun?
Nasıl ağırıma gitti nasıl
Artık akide şekeri de getirmiyor.
Hani dişlerim yok yaGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da
Çocuklar iğreniyormuş benden.
YokGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK !vallahi yalan beyGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! hiç yapar mıyım ben öyle şey?
Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı
Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini biryere sakladı
OlsunGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK !
koynumdaki resminden haberi bile yok!
Yine de beddua edemem beyGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK !
Oğlumun karısıGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! torunlarımın anası o.
Geçenlerde üst komşular geldiGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK !
Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi.
DuymadımGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! duymadımGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! lakin hissettim.
Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni
Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gittiGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! epeyGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK !
HaGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! sen ne diyorsun bey?
Hani bir görünsen oğlunaGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! ne de olsa babasısınGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK !
Seni dinler.
Bu odada otururGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! vallahi hiç dışarı çıkmam.
Akide şekeri de istemem.
Masal da anlatmam artık çocuklara
Ne olur ayırmasınlar beni bu evden
Yaşayamam nefes bile alamam
Sana ait anılardan uzak ne yaparım benGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! ne yaparım?
Şu camın pervazında hayalin dururGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! çekmecelerde el izin.
Bastonun hala duvarda asılı.
İstemiyorlar beni artıkGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! istemiyorlar hasılı.
Hey gidi günler hey
Hani diyorum bir çağırsan
YoksaGaMze GaMze DoLmuyoR YüzüM.. Bak Acı! Bak Ya$! Bak SoğuK ! yoksa sendemi unuttun beni bey
Sendemi unuttun beni bey?


#3
Neden karşıma çıktın?
Katlanıyordum, söylemiyordum,

Kalan son yarımdın.

Yokluğuna alıştım tam derken yine karşıma çıkıyorsun. Oysa ne kadar çabalıyorum yokluğuna alışmak için.Ama sen..Bir selamınla bunca çabamı yok etmeyi başarıyorsun..

Her şey istediğin gibi
Çok mutluydum sen yokken
Sevmeyi unutmuşken
Geldin de ne fark etti ki?

Gitmelerin hep aynı acıyı yaşatıyor. Ama deli yüreğim yine de alışamıyor gitmelerine.Yokluğunla yaşamak acı ama sen varsın içinde diye canımı yakmıyor gidişin kadar.

Yorulmuyor deli gönlün.Nasılsa ben senle de sensiz de senle yaşıyorum..Sende olduğumu biliyorsun..Ve bu yüzden gitmelerin ve geri dönüşlerin hiç bitmiyor..

Yüreğim sana akarken sel misali önüne set kurmandan yoruldum. Ya kal bende ya da git… Neyim sen için? Sadece bekleyeninim değil mi?
Sen sevmek nedir bilmiyorsun…

Deli bir yüreğin var acı çektirmeyi sevgi diye nitelendiriyorsun. Ve peşinden koşuyorsun…

Ama bu kez bitti… Yoruldu deli yüreğim. Gelişine hayır diyebilecek kadar.

Ve sen artık anılarımda kalacaksın her ölüm gibi…
Evet bu kez alışmıyorum…Öldürdüm seni kalbimde.Bak acıda çekmiyorum.Göz yaşım bile kalmadı arkandan hoşçakal diyecek..

Bu gelişinde seni bekleyen bir deli yüreğim olmayacak..Ve sen yaşayacaksın benim yaşadığım acıları bir bir…
Bu son sözümdü adını son anışımdı…

Hoşçakal yüreğimin tahtından inen..

ama bir türLü unutuLmayan.'ım..!!


#4
Ne üç noktam kaldı, ne de noktam
Dağıttın imlamı gittin ve ben bittim..!
şimdi, imlası yitik bir cümleyim lügatlerde

Yitirdiğim işaretleri arıyorum sen saatlerde
Takılıyor kancası boğazıma, soru işaretlerinin
Ve saplanıyor yüreğime ünlemler; bir ok gibi...
Kendimi parantezler içine alsam da
Yine de çiziyor beni üst çizgilerin
Noktalar, ateş topları yağıyor yüreğime.
Her noktada sen yanıyorsun
Ben kanıyorum…

Kaçıyorum…
Takılıyor virgüllerine ayağım
Düşüyorum…
Düşmeden tutuyorum kelimelerinin ucundan
Yine de düşüyorum eğreti usundan
Düşen cümleleri topluyorum lügatimden
Olmuyor toplamı sorgusuz suallerinin…

Düşüyorum...
Tutunduğum kelimelerin yüreğimden kayıyor
Düşüyorum...
Buz gibi yüreğin, Yüreğimden kayıyor
Üşüyorum…
Aşkın ısıtmıyor.
Üşüyorum aşkından...!
Düşüyorum aşkından...!


#5
Bir dokunuşla,bütün benliğimi savurdum

İçimde gizliden gizliye sakladıklarım vardı ya hani..
Yüreğimde beslediğim,her şeyden koruduğum izler vardı ya hani..
işte ben tümünü sana vermeye geldim bu gece..
Sığabildiği kadarını bu geceye, arta kalanları gündüzlerine...


İnsanın rahatlıkla sığınabileceği kadar parlaktı bakışların..Alev alev yakıyordu gözlerin..Seni,gözlerine yandığım o gece sevdim işte..


Hiç korkmadan ve hiç kaçmadan dikilip karşına..Sana sarıldım..
Ve bütün benliğimide savurdum bir dokunuşla havaya..
.
.


Aşk...
Ne kadar "yok"sa herşey, o kadar olacaktı "aşk"..
Anlamadın..
Anlatamadım..
.
.


O sabah kara bir defter sayfası buldum yatağının kenarında..Boş yer kalmayacak şekilde karalanmış bir sayfa..Ve işte o an anladım..Senin yaşaman için boyamaya, karalamaya ihtiyacın vardı bir şeyleri..Ve bunun için de her seferinde yeni bir sayfaya..



Başlama ve bitiş noktalarından ibaretti hayatın...
Ve aralarda birkaç dağınık sayfa..
O sabah hiç pişman olmadan, ama çok acı çekerek..
Bütün kadınlara maletmeden, ama seni lanetleyerek ..
Hayatımdan seni, senin oyununla çıkardım işte..


"Ben değiştim.." dediğin gün elinde yine karakalemle bekliyordun.Sevinçle sarılmıştın boynuma..Sanki gerçekmiş kadar büyük bir hevesle..Değiştiğini sandın...Sandın..Ama yine yanıldın..


Sadece bu seferki sayfa o zamana kadar gördüklerinden daha büyüktü..
Sayfalar yanılttı seni, ben de..Çünkü artık bir silgi vardı elimde..
Yok ediyorum senin bıraktığın derin izleri..
Ve artık karalayamayacaksın eskisi gibi..
Korkma..
Meraklanma..
Şaşırma sakın..
Gidiyorum işte..
.
.


Ansızın uykulardan uyanmaların..
Gözlerini perdeleyen endişelerin..
Değişmeni AŞK sanıvermen..
Umutların ve insanları umutlandırmaların..
Bana dönmen ve beni sevme alışkanlığın..
Kapama gözlerini,bak..
Bitiyor işte hepsi..
Bir adım sonrası ayrılık..
Bir adım sonrası benden sonrası..


"Ben" de senden sonrası kalmadı..
Bu senin "Son"ran..
Bu senin "Son" olman..



Çünkü, gördün işte..Benim elimde silgi.. Seninse boş sayfaların yırtık..Ve kalemin bitmekte.


#6
Ben Artık Gidiyorum

Sana sımsıkı sarılmak istiyordum... Ah bir görsem, bitirsem içimdeki özlemini bu kadar zor gelmeyecekti senden, sevginden vazgeçmek... Nasıl olsa alışkınım ya seni görmemeye, galiba böyle de başarabilirim...

Neler yazmak istiyorum sana bir bilsen, tek yapabildigim yazmak oldugundan yine yazıyorum işte! Seni daha önce de yazmıştım ama bu kez bir daha yazmamak üzere, seni beynimde, içimde bitirerek yaziyorum, yada bitirmek isteyerek... Ne kadar sürer bilmiyorum ama ben senden, sevginden vazgeçmek istiyorum.

Dünyaları etrafında döndürmek isteyen bir kalbi bilerek isteyemezdim. Kendimden ve senden habersiz "bir tanemmm" olmuştun sen... Öyle ya; Sen bir taneydin; Eşin benzerin yoktu yeryüzünde, Yoktu Sen Kadar Güzel Güleni!





Ne kadar gerçeksen o kadar yalandın... Ve ben her seferinde en baştan başladım... Yeniden bir sondayım ama bu kez yeniden başlayacak gücüm yok... Ben senden vazgeçmek istiyorum!

Herkes gibi biri olmanı yada hiç kimse olmanı istiyorum... Sesini duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek, ismini duydugumda içimin titreyip,gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum... Senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen... Zaten kolay olan ne vardı ki benim için; Sanki seni öldürmemle sevmem arasında hiçbir fark yoktu.... Ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım...Hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek,yeni çıkan filmleri birlikte izlemek, saatlerce sana sarılı kalmak,sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak, bir sabah gözlerimi açtıgımda yanımda seni bulmak isterken, sen sevgimle utanmamı sagladıgın için galiba gerçekten "bir taneydin"!

Işte bu yüzden imkansızlıgına hep inandım!
Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever oldugumda, sen benim her şeyim oldugunda ben senin için hiç yoktum... Bu yüzden yalnızlıklarım, aglamalarım, özlemlerim canını hiç acıtmadı.Benim tarafımdan sevilmek belki de hayatında önemseyecegin en son şeydi...





Keşke kendi dünyamda bir zamanlar seni sevdigimden hiç bahsetmeseydim
Sen beni hiç sevmedin!
Ben Seni Seviyorum dedigimde Seni Seviyordum!
Ben Seni Özlüyorum dedigimde Seni Özlüyordum.
Ben Senin Için Ölürüm Dedigimde ben senin özleminden zaten ölüyordum...

Ve Ben Simdi Senin Hayatından Gidiyorum!

Ben Kaybettim...
Sen Kazandın!
Artık sesimi duymayacaksın...

Sana sımsıkı sarılmak istiyordum, kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek, sana sımsıkı sarılmak istiyordum.... Gelmedin!

Gelsen yapabilir miydim bilmiyorum...Ben artık gidiyorum..



#7
Dünden bugüne
bugünden yarına
ne değişti yaşamımda
ne gelişti hayatımda
ya da ne farketti yokluğunda
aşk gözlerde mi başlardı
yoksa ağızdan çıkan ilk cümlede mi
sevmek bu kadar kolay mıydı
ağızdan çıkar çıkmaz aşık olunur muydu
yoksa yeni mevsim gibi beklenir miydi...
güneşli günlerin varlığına inanan biri mi mutluydu
yoksa avcunda güneşi tutan mı
ben seni tanıdığım için mi umutluyum gelecek günlere
yoksa sensizlikten mi umutsuzum geçmiş günlere...
oysa ben
her gece sen uyurken
dalga olup vuruyorum sahillere
rüzgar olup esiyorum sessizce
sen uyurken yüreğim geliyor üstünü örtmeye
bensizken üşürsün diye...
şimdi ise
seni de çıkarıyorum
hayatımdaki bir çok anlamsız cümle gibi...

kendimden...


#8
Kelimelerle köşe kapmaca oynuyorum bugünlerde.
Onlar içimdekileri dökmek için birbiriyle yarışıyor. Ben inadına tutuyorum, kilitlediğim kapıların ardında.
Çok oldu dayandılar kapıma, ama direniyorum hâlâ.

Havalardan mıdır? Bilemiyorum.
Zira “Ben bu havalarda âşık oldum demişti” şair. Ve başına ne geldiyse, havaları sorumlu tutup, diklendikçe diklenmişti.
Uzun zamandır, sıcak günlerin özlemini çekerken, şikâyet etmeyi çok görüyorum kendime. İstediğim ve “Ah bir yaz gelse” diye içlendiğim günleri yaşarken, hâlâ “Yorgunum” demek yakışmaz dilime.
Yoksa kafama taktığım küçük şeyler yüzünden midir bu halim? Şimdilik bilmiyorum.
Çocukları görünce etrafımda, en çok istedikleri şeyi soruyorum merakla… Cevaplar hem güldürüp, hem düşündürtüyor.
Biri elleri havada, ille de söz istiyor. Sabredemeyecek kadar istekli. Söz alınca “Ben uzun boylu olmak ve sarı saçlı olmak istiyorum” diyor ve ekliyor “Bir de mavi gözlü olayım, saçlarım da uzun olsun” derken, çantasının üzerindeki çizgi film karakterini gösteriyor; “İşte bu kız gibi.” Bütün çocuklar resmin üzerine üşüşüyor, “Ben de bu kız gibi olmak istiyorum.”
Oysa hepsi o kadar güzel ki, onlar gibi olmak isteyen birçoğundan habersiz, ellerindeki nimeti fark etmeden istiyorlar.
Biri, duruyor ve “Ben gelin olmak istiyorum” diyor.
Bir diğeri “Ben en çok Convers'im olsun istiyorum. Ama sahtesi değil, gerçeğini istiyorum” diyor.
Ve bir sürü küçük, ama onlar için büyük hayal ve istek uçuşuyor havalarda.
Çocukları dinlerken gülümsüyorum, arada gözlerim doluyor ama yutkunuyorum.
Onlara imkânsız ve kocaman gelen hayaller, bana ne kadar küçük ve basit geliyor. Gözlerime yansıyan masum güzelliklerinden habersiz bir başka güzelliği istiyorlar. Oysa bana göre hiç de çekici değil o istedikleri güzellik. Bunu o küçük yüreklerine anlatmak nerede ise imkânsız.
Bir ara kendime dönüyorum, benim de tıpkı bu kadar küçük hayallerim yok mu?
Benim de bu mânâsız ve sıradan isteklerime hayat gülüyor arada.
Boşuna dememişler zira bilenler: “İnsan kurar kader güler” diye.
Eğiyorum, isteklerimin başını…
İnsan büyüyor, ama istekleri hâlâ çocuk.


***


#9
Yalanmış ne varsa yaşadığımız.

Ne varsa söylediğin, ne varsa hissedilen, her şey yalanmış. Bu kadar geç mi anlamalıydım? Bu kadar çok mu bağlanmış olmalıydım?

Neden en başında değil de şimdi? Ben miydim yüreğine seçtiğin oyuncak?

Kaybolan zamanlar, yitik umutlar gelir mi geri?
Issızdım.
Yapayalnızdım.
Çaresizdim.
Karanlık ve de tükenmiştim gittiğinde. Sustum, söyleyemedim.

İçim ağlıyordu da bir damla gözyaşı dökemedim. “Seviyorum” diyemedim.
Toprağın kokusunu, havanın kokusunu, çiçeklerin kokusunu hepsini bir bir çektim içime bir Senin kokundu bilmediğim.

Alâkadar olmadığım ne varsa bildim. Hepsini ezberledim. Yalnızca Sendin bir kelime edemediğim.

Sesini bilmediğim, yüzünü görmediğim, sadece hayal edebildiğim bir güzelliktin. Dolaşıyordun damarlarımda. Sen sadece kendini anlattığın kadardın.

Bir de Seni içimde büyüttüğüm kadar.
Suskundum.
Te
“Sevdim Seni hem de aklının alamayacağı kadar” deseydim inanır mıydın?

Sen de beni en az benim kadar sever miydin? Of! Yanıyor içim.

Sen böyle gitmemeliydin. Hani ben vazgeçilmezindim.

Hani uğrumda her şeyi göze alırdın?


#10
Senin asıl adın Kırılgan.
Alnında yazıyor...

Gözaltlarına işlenmiş hatta mors alfabesiyle hüznün...
Sen... Ağlamaya bahane istemeyen, her daim insan gibi hıçkırabılen...
Profesyonel incinen.. Kırılgan. Zor günler degil mi? Kaba saba günler..
Sen, sana söylenen cümlelerin her virgülünde bir nakış zarafeti ararken,
sinir sistemi olan hiçbir canlıyı yemezken sen, ne zor günler değil mi?
Sokaklar sana göre değil. Bu konuşmalar hatta bu Türkçe bile sana göre değil.
Hiçbir cadde düzenlemesi sana göre yapılmamış.
Sen hesapta yoksun Kırılgan! Bütün hesaplar ortalama insan üzerine yapılmış.
Seçen, seçilen ve seçmen onlar...
Onlar bir yolda ağacı ya da yeşili şart koşmuyor.
Geçebilsinler yeter. Ya da bir yemekte sanatsal bir şıklık aramıyorlar.
Doysunlar yeter..
Oysa sen öyle misin ya? Sen önce en az on dakika izlemelisin şarabın kadehteki duruşunu! Nasıl mucizevi bir kırmızı olduğuna şaşarak ama şarabın - kırmızısın elbette - aşkın meyi olmasını uygun bularak...
Kırmızı çünkü, daha ne olsun! Acının renkçesi! Oysa şarap deyince onların aklına sur dibindeki keşler geliyor.
Hoş sen bahsettikleri keşleri de, kendi yaşamsal alanlarında mutlu insanlar olarak görüyorsun. İğrenmiyorsun. Herkes mutluluğun peşindeyse eğer, onlar bizden bin şişe daha yaklaştı mutlu sona diye düşünüyorsun. Çünkü her şarap ehli biraz kırılgandır bunu biliyorsun.


#11
Hayatın oynadığı oyunların içinde, bir ebe olarak sallanma sırası bana geldiğinde, büyümüştüm ve büyü bozulmuştu.

Dahası, hava bulutluydu ve ben tanıdığım en yağmur yüklü buluttum. İnceden inceye hüzün yağıyordu yüreğimden.

Bildik tüm insanlar yabancı, hoşuma giden tüm tatlar tadını yitirmiş, tanıdık tüm sesler sessizdi. Sevdiğim tüm şarkıların sözlerini unutmuştum. Çiçekler kokmaz, renkler görülmezdi. Tebessüm ise, yırtık bir fotoğraftaki dudakların yanaklara doğru gerilmesinden ibaretti.


Belki de her şey olması gerektiği gibiydi ve yabancılaşan bendim.

Dedim ya, büyümüştüm ve büyü bozulmuştu.

En sesli harflerle lanet okumak istedim kendimden yitirilişime sebep olan anlarıma. Anlar aldırmaksızın düşünce ve duygularıma eskiyordu. Anlamsız kalacaktı bu yüzden en sesli seslerin bile dile gelmesi.

Sustum...

O sessizlikte, salıncağın zincirlerine dokunan bir el arzuladı en çok içim.

Gecenin koyu ve ürkek tonlarına rağmen, yine de hayata tutunabilirdim zincirlere uzanan elle.

Belki tüm hüzünleri savururdum bir el salıncağın zincirlerinden tutup savursa salıncağı, sallasa beni.

Öyle ya...

Ebe bendim!

Sallanma sırası bana geldiğinde tüm insanlar gitmiş, parkın lambaları bile küsmüş, bir tek karanlık bana eşlik etmişti.


Bu yüzden ben de karanlığa sahip çıkmaya karar verdim.


Ben hüzünleri [d]ağladım,
Karanlık beni [d]ağladı.

Öylece eskidim gittim...

Sabah olduğunda birileri mutlaka katılırdı anılarıma. Lakin cenazelerin ardından ağlamak da boştur, yaşarken sarılmadıktan sonra.

Ama karanlık öylesine sıkıca tuttu ki zincirlerini salıncağın;

Ben hüzünleri [d]ağladım,
Karanlık beni [d]ağladı.


#12
Oysa sen, onlar gibi değildin. Anlar gibiydin…

Zaman aktı, geldikleri gibi gitmesini bilen cinslerden. İnsanlar konuştu, uzun uzun ve sık sık. Gözlerim uzun süre gittiğin noktada bakakaldı, ayak izlerine. Kaybolmayan sevgin gibiydi gözlerim, yokluğunun aksine.


Uzun zaman geçti.
Sen biteli…
Ve ansızın çekip gideli…


Uzun zaman geçti. Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar dakikalar. Yavaş aktı yokluğunu düşündüğüm anlardaki cümlelerim. Ve hiçbir şey diyemeyişim. Yavaştı zamanın akışı…

Hiç kimseye benzetemediğim yanların içindi sende kalan suskunluğum. Ve en çok seni söylemekti, seni sana anlatmaktı doyasıya. Ve her iki cümle arasında hiç kimse olmayışının ifadesini anlatabilmekti her düşüm. Düşlerimi gerçekleştirdiğim kadar düştüm, giderken gözlerinin içinden…

Dakikalar içinde, çok fazla öldüm.
Her damla da tekrar tekrar öldüm…
Ve sen beni anlayan gözlerinin aksine,
Beni tane tane terk ettin kendi içinde…


Ve gittin. Ansızın bittin… Gidişinin ayak izlerinde seni izlerken, beni düşürdüğün son umudum geldi gözlerimin önüne…

Anladım. Ben senin için. Hiçbir şey değildim. Hiç kimse de değildim. Son terk eden hep bendim, ayaklar altında kalan göz yaşlarımın ıslaklığında serinleyen her bir kum tanesiydim…

Ölen bendim… Giden sen…

Oysa sen, onlar gibi değildin…
Anlar gibiydin.



#13
Tüm renklerimden kovuldum,
Siyahındayım bu gece...
Ne kadar sürede silinir ismim, bilmiyorum
Son kez kafa tutacağım kendime,
Son kez ruhum çırılçıplak kalacak, belki de...
Bütün hırsımı bu şiirden çıkartacağım
Ben kanadıkça kırmızı,Sigaram yandıkça duman olacak her satır
İnadına renk olacağım, siyahını bozmak için...
Biz, yandıkça yavaş yavaş tükeneceğiz
Ve sen küllerimizde kaybolacaksın...



Gölgemi kazıyorum duvarlardan, nicedir
Ya tümüyle senin olmalı, ya hiç olmamalı paronayasındayım...
Avuçlarımı sımsıkı kapattım,
Yine de su gibi akıp gidiyorsun, tutamıyorum
Attığım her adımda kendime yaklaşmaktan,
Yeni keşfettiğim yollarda, yeni çıkmazlar bulmaktan nasıl da sıkıldım...
Sanki bütün saklambaçlar benim içime saklanmış.......


Canım yandı,
Gerçeğimi bir hayale sattım, hayal beni hiçliğe sattı...
Bakışlarıma takılan izleri, gözyaşlarım temizleyemedi...
Bir resim gördüm, birkaç gün oldu
Yılların yaşanmışları, alıp başını yaşanmamışlara gitti
İçimdeki notayı, dinlediğim hiç bir şarkıcı tam basamadı...
Ruhum detone oldu....


Upuzun bir yolun tam ortasındayım,
Ne geri dönmek geliyor içimden, ne sana...
Yerimde sayıyorum,
Kendimi beklemekten, yoruldum
Siyahı sevmiyorum,
Gel al beni buradan, "kendime" rağmen.....



#14
hiç adil olmasada,

hayatı affetmeyi öğrendim.


aslında kendimi affetmeyi öğrendim...

çünkü ben hayatın ta kendisiyim.


önemli olanın olduğum yer değil,

"kiminle olduğum" olması gerektiğini öğrendim...


çaba sarfetmeden

birini " çok " sevmeyi öğrendim...



Kırıldığımda

her ne kadar karşımdakini kırmaya değsede olan şey

"önemli değil" demeyi öğrendim...



gözlerim , gözlerine sadece bir defa değsin diye

saatlerce birini beklemeyi öğrendim sıkılmadan...


nekadar acı çeksem de

herkesin nefes almaya devam ettiğini ,


nekadar ağlasam da

göz yaşlarımın hiç bi zaman yağmur yağdırmadığını

öğrendim...



iki kişinin tartışmasının

birbirlerini sevmediği anlamına gelmediğini,

iki kişinin tartışmamasının da

birbirlerini sevdiği anlamına gelmediğini öğrendim...

ilk önce beni sevdiğini söyleyen kişi "o" olduğu halde

ve o'nu sevmemi bekleyen kişi "o" olduğu halde

nasıl oluyorsa ilk önce o'nun gittiğini

ve nasıl oluyorsa kendince haklı olduğunu öğrendim...

haksızlığı öğrendim yani...



birini nekadar düşünürsem düşüneyim,

ne kadar sevrsem seviyim,

ve ne kadar hayran olursam olayım ,

yine de arkasına dönüp bakmadan

gidebilleceğini öğrendim...


duyup da konuşamamanın

görüp de dokunamamanın

acı verdiğini öğrendim...



önce "sen ve ben"

sonra "biz"

sonra yine "sen ve ben" demeyi öğrendim...



kandırmasam da

kandırılmayı ,

aldatmasam da

aldatılmayı,


unutmasam da

unutulmayı,

sevsem de

sevilmemeyi öğrendim...


ama en kötüsü de ;
bunları sadece bir kişiden öğrenmekti...

DEĞER SANMIŞTIM DEĞMEZMİŞ...


#15
Cebimdeki son umudumu yitirdim bugün
Sıkı sıkı sarilmistim oysa
Tutamadim
Bulamadim

Sen hep bana kalacaktin
Hersey bitsede
Herkes gitsede
Yanimda kalacaktin
... Inandim ... Yanildim ......
Cok korkardim sensizlikten
Sensiz bir Ben düsünemedim zaten hic bir zaman
Gözlerinsiz yasayamazdim sanki,
Hep buna inandirmistin beni
... Inandim ... Yanildim ......

Önceleri seni yeniden görmek icin sabahlari iple ceken ben artik gecelerin bitmememesini istiyorum..
Görmesin kimse beni, bu aralar yikigim
Bilmelerine gerek yok gözyaslarimda bogulup yeniden kendimi buldugumu.
Resimlerimize bakip kendime eziyet ettigimi ve seni ne kadar özledigimi ben biliyorum ya, yeter....
Güclü gibi gözüküyorum ordan, biliyorum
Hic sevmedim sanki seni
Gelip geciciydin sanki benim icin
Evet geldin
Ama hic gitmedin..
Bilmeyin daha iyi!
Kalpsiz deyin bana kalbim aciyorken
Ruhsuz deyin bana ruhum daraliyorken
Ben biliyorum ya, yeter

Seninle gecen dört sene, ve önümde sensiz gececek nice seneler..
Düsünmesi bile zor geliyor, nasil yasarim, nasil katlanirim umudumu yitirmisken bilmiyorum (
Korkardim el olursun diye
Oldun iste
Yasiyorum acisini
Bilme....

........
ben dayanamiyorum artik, bu özlem, bu aci, bu yük bana cok agir geliyor ( kendime söz geciremiyorum, cok caresiz ve yalniz hissediyorum kendimi..
ben seviyorken arkadas gibi olmak zoruma gidiyor
ama olmuyorda eskisi gibi
bittim ya
neden böylee

Attığım her adımda bir parça daha yıkılan duvarların altında kalmaktan, ayıramadığın dakikaların geceler boyunca sinirini taşımaktan yoruldu ruhum. Ben çabuk yoruldum. Hiç bir masalın kahramanı olamayacak kadar uykum var. Sesinden esirgediğin yüreğin gibisin. Varlığının bir anlamı olsun derken, sen en çok da anlamsızlığa yakıştın nedense. Oysa bu değildi sana dair başlattığım yolculuğun sonu. Böyle olmamalıydı


#16
seni düşününce
yüzümde arsız bir çocuk
gülümsüyor şehre
utanmaz kırmızı

alev alev yakıyor dudaklarımı
tenimde gül dikeni ürperti
eriyor damla damla arzular
adının yankısını duyuyorum
toprağa her çarpışında

kıyılarımda rüzgar
kokun pusulam
şehvet yüklü gemimin tayfası ölü ruhlar
kayan yıldızları aşkı bize sunmuşlar

çıkar ruhunun kalbini

sun aşkı durma leb/i deryalarından
tutuşsun denizler
ölü ruhlar aşka yansın ilhamından

cehennnem deyse tenime
bu kadar yanmam
sen utanma

bırak sevap utansın
sönük kalsın günahın ışıltısından
..


#17
bana ellerin kadar beyaz bak...

bana ellerin kadar beyaz bak...
yüzümde yüzünden bir ben düşür...
içinde sen kokan
sen olan
bir sen içir bana ...


bana ellerin kadar beyaz bak...
gözlerini gözlerimde büyüt
yaş ol ak içime tuzunla...
sonra avuçlarına al beni
yüreğime yağmur ol gözlerime ak...

bana ellerin kadar beyaz bak..
dudaklarını sür hücrelerime izin bırak ebedi
saçlarınla sar tüm yollarımı...
ve bütün yollarımı sana çıkar...
ne bir soru ne de bir ünlem
koy düşlerine beni usulca ve sınırsızca...

sadece bana ellerin kadar beyaz bak...
geçmişini geçmişime kat
ıslak hüzünden yağmurlarla yıka...
ve bulutlara say bütün özlemlerimizi...
beni ellerine al...
gözlerinde uyut ...
gecelere koy bizi
sıcak düşlerinle ısıt üşüyen bedenimi
ama bana ellerin kadar beyaz bak sevgili...

sanadır az önce içimden geçen kelimeler...
içinde bir yer ver bana...
yoklugunun adı hiç olmayan bir yer...
bana ellerin kadar beyaz bak sevgili...

sendeki benler...


#18
Yarin uyan herzamanki vaktinde
Herşey sıradan olsun
Yokluğum hissedilmesen sana degen herşeyde


Terkedildiğim şehri terkediyorum. Senin haberin bile olmayacak bundan biliyorum. Oysa ben çok üzüleceğim.



Otobüs camından gördüğüm ışıklar arasında seni seçeceğim. Özlemle bakacağım öylesine. Dokunacağım cama şefkatle ve en sevdiğin şekilde. Sonra kaybolacaksın gözden. İradem dışında ve herzaman ki gibi.



Ben sana benziyor diye önümde oturan kişiye ilgi göstereceğim. Ama o senin kadar sevmeyecek beni. Üzüleceğim. Ama senin haberin bile olmayacak. Ben bunun için de üzüleceğim.



“Kolay değil iki kişilik hüznü taşıyan bir bedende yaşamak. Hakkını vermeli hayatın” diyeceğim içimden. Kimse duymayacak.



Otobüs beni o şehirden karanlık diyarlara götürürken sen şehrin ışıkları arasında kalacaksın. Dudaklarında bana ait olmayan öpücüklerle ve kalabalıklarda. Yıllar önce bana reva görüleni bu defa ben kendime reva göreceğim. Terkedeceğim bu şehri. Ve sonra üzüleceğim. Belki haberin bile olmayacak.



Soğuk cama dayarken başımı, tenini yoklayacağım üşüyen kulaklarımda. Sonra bir uykuya dalacağım. Rüyamda ikimizi göreceğim. Sevineceğim.



“Birşey içer misiniz?” sorusuyla irkileceğim. Rüyanın en tatlı yerinde kaldırılmanın siniri ile “hayır” diyeceğim. Aklıma beraber yaptığımız otobüs yolculukları gelecek. Hani uyur gibi yapıp da sabaha kadar sessizce uyanık kaldığımız.



Sonra seni daha az düşünmek için uyuyacağım. İnmek için hareketlenen insanların gürültüsüyle bir sonraki dinlenme tesisinde uyanacağım. Lavaboya gidip o çok beğendiğin yüzümü avuç dolusu sularla yıkacağım. Aynadaki görüntüyü acıyan bakışlarla uzun uzun seyredeceğim. Bana garip garip bakan insanları önemsemeden -ki bilirsin ne çok önemserim başkalarının hakkımda ne düşündüğünü-.




Sonra koltuğuma geçip sana bir mesaj yazacağım. Biraz sevgi, biraz sitem dolu. Ama bunu da diğerleri gibi yollamadan sileceğim. Üzüleceğim. Bundan hiçbir vakit haberin olmayacak.



Elimdeki kitabın yere düştüğünü bile farketmeyeceğim. Üşümüş ve herbiryanı tutuşmuş yorgun bedenimle başka bir şehrin sabahında taze bir güneşle uyanacağım.


#19
Gitmek!..

Gidememek!..

Ne kadar çok acılar bağlanabiliyor, çekimleri farklı, sonuçları neredeyse aynı bu iki kelimeye...

Ne zaman yüreğimi dipnotlara bölsem, herbir parçasına eklenen notlarımda, sonu mutlaka sevdanla biten, cümleler içeriyor...anlıyorum ki; inceden inceye zehirlenip, tükeniyor kelimelerim...

Gitmek ya da gidememek, bir kenara kalsın...

Gidiyorum...

Yastık altına gizlediğim ne kadar tebessümün varsa, yüreğimdeki dipnotlarla birlikte, hüzünlerimi doldurduğum valizinin, bir kenarına sıkıştırıp, gidiyorum...

Gitmeli mi!.. Gidememeli mi!.. sorularının hiyerarşisine kapılmadan; gidiyorum...



ışarıda buz gibi bir hava var... aylardan aralık... aralık hüzün kapılarım... hüznüm aralık gibi karanlık... kesik kesik nefes alışlarımın, lime lime edilen umutlarımın arasında, gözüme kaçan toz yüzünden, ince bir kan sızar elmacık kemiklerime... biliyorsun çünkü; asla ağlamam ben...


Yüreğinin istasyonuna doğru yol alırken, şiirlerimi ve senlerimi, masa lambasının altına bırakıyorum... belki de; hüzünlerimi anımsarsan bakasın diye...

“bir tren kalkacak birazdan yüreğinde; binip gideceğim... oysa ne çok isterdim, raylarına yatmak yüreğinin... üzerimden geçecek trenle, santim santim parçalanmayı ve ebediyen kanına karışmayı...”

sana bir oda dolusu kokumu bırakıyorum; birde, masada bir duble rakı... bir daha ne zaman girersin bu eve bilmiyorum... ama; hüznümü özlediğinde, seni tiksindirecek kadar bir benlik bırakıyorum; birde bir duble rakı masada... nereye giderim, yüreğinden kalkan trenin kondüktörü, hangi istasyonda biletim olmadığı için dışarı atar beni bilmiyorum... fark edilinceye kadar, yolu var yollarımın...

Kelimelerinle tüm bedenimi dondurduğun için; dilimde açtığın yarayla, kendi kanımı içtiğimi bilemedim... kendi kanımda boğulduğumu bilemedim... gidiyorum... belki dilimde açtığın yaraları kapatabilirim... ama artık çok iyi anlıyorum...

Kanımı zehirleyen, bir süveyda sevdan... hoşça(kal)...


#20
bir boşlukta sallandırıyorsun yüreğimi
kime baksam
../biraz sensizlik
..biraz yalnızlık
/biraz korku
sevilmeye muhtaç bir çocuk gibiyim sokak aralarında
adımı kim haykırsa sarılacak gibiyim
acı çekmek ne demek bilir misin özlemler içinde..?
derdini anlatamayan bir dilsiz gibiyim...

kırgınlıklarımı emanetçiye bıraktım
geri dönüp alır mıyım../..bilmiyorum
her gece ince uzun bir bardak dolaşıyor parmaklarımda
her gece istek parçalar alıyorum sevdaya dair
her gece biraz daha ölüyorum..

bizim buralarda hem sıkı içip hem de şarkılar söylemek,
her yiğidin harcı değil

şimdi desem ki gün geceye döndü
susuz bıraktın dudaklarımı köpek öldüren gecelerde
sancılarım sıklaştı../..ebesiz şiirler doğurdum kan ter içinde

nehirler boyu uzanan yüreğim işgal altında kaldı
kurtulan var mı dersen,
belki bir kaç düş
ve sakat kalan sözler
sevdam ise komada kan kaybediyor,
biliyor musun..?

belki de artık hiçbir şeyi bilmeni istemiyorum
istemek beklemek demek
beklemek ise kanamalı bir isyandır göğsüme yapışan
göğsümün bilinmezlere değil,
sevda RH + düşlere ihtiyacı var

artık rolleri değişiyoruz sevgili
sana şimdi anlamak
bana da susmak düşüyor
yaşattığın için ben iyi biliyorum,
yüreğin çok acıyacak..




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:36 .