İçimde daha kapağı açılmamış bir yığın düş var. ||M.D

#1
Beklemek güzeldir;
Ama doğru durakta..
- Can Yücel.


*



İlginizi Çekebilir


#2
Geçen günlerde bahsettiğim Suriyeli çocukla ahbap olduk.
Bayağı bir kanka olduk yani.
Buluşma yerimiz caminin kapısı.
Zaten caminin tuvalet olarak da kullanılan bayan mescidinde kalıyorlardı.
Bir gün baktım bu, caminin kapısında bekliyor.
İçeri girmeye çekiniyor anlayacağınız. Beni gördü, hani önceden de bir hukukumuz var ya, yakınlaştı bana.
Elini tuttum.
İçeri girdik.
Yanımda namaza durdu.
Bizimkisi bayağı bir sofiymiş ya hu, benden önce gidiyor secdeye, tekbirleri sesli sesli söylüyor hem de.
O, ilk gördüğüm masum çocuk gitmiş, geriye sadece çocuk kalmış.
Kerata tatlı ama.
Çok da alçak gönüllü.
Yirmi beş kuruşluk bir şekere tav olabiliyor.
Her namaz saati beni kapıda bekleyip, elimden tutuyor ve beraber giriyoruz içeri.
Çıkışta da alıştı ya şekere, kedi gibi, yanımdan ayrılmıyor.
İsmi azizi.
Ona “mesmüke” deyince öyle söyledi.
Azizi. Gözleri kara mı kara, yüzü masum mu masum tertemiz bir çocuk.

Ondan duyduğum tek Türkçe kelime "beleş" kelimesi.
Eline aldığı her şekerden sonra başını yukarı kaldırıp,
gülmeye hazır gözleriyle ama ne kadar tatlı "beleş?" diye soruyor.
"He" diyorum ona, "beleş" gülümsüyoruz beraber.
Çocuklar ne kadar masum Allah'ım, ne kadar saf ve temiz.
Onlara bu zulmü görenlerin işi gerçekten zor.

Bizim Azizi, Rahman'ın karşıma çıkardığı bir kedi gibi bana.
Başını kaldırıp gözlerime bakışı,
ürkek ürkek hareketleri, yüzünde oturmamış endişeli gülüşüyle tam bir kedi.
Kendisini teslim edecek, kollarına bırakacak, bacaklarına dolanacak bir sahip arayan bir sokak kedisi kadar masum.

Boyu da ufacık, bedeni de zayıf ya; beraber el ele yürüdüğümüz zaman rüzgar onu alıp götürecekmiş gibi geliyor bana.
Ama en mutlu olduğum şey, ellerini avuçlarıma güvenerek bırakması. Avuçlarımın arasında kaybolan küçücük ellerini ne yana çeksem o yöne gidiyor.
Ne desem yapacak.
Belki de diyorum, bu Azizi bir melek.
Hiç melek görmemiştim diye geçiriyorum içimden, ama bu çok benziyor.
Eminim her yerde bir Azizi vardır. Rengi, dili, ismi farklı olan bir Azizi vardır.
Belki de gözlerimizin önünden geçip gidiyorlar her biri. Melekler uçabilir.
Eğer dallarınıza konmuşlarsa, onları ürkütmeyin. Sevin. Sevindirin.
Konmamışlarsa da onların konacağı dallarınızı uzatıp gözlerinizi yumun. Gelip girsinler içiniz, oynayıp eğlensinler yüreğinizde.

Mehmet Deveci


#3


Okuduğun bazı kitaplar seni dinler, seninle konuşur, sana cevap verir, gözyaşlarını siler, yol gösterir ve seninle birlikte susar.

Mehmet Deveci


#4



#5


#6


#7



#8
Adamsın!.




#9
Onu neden sevdiğimi bir türlü anlamıyorlar.
Ağzı temmuz sıcağı , bakışları sonbahar.

- Attila İlhan.


#10
"Bu okullar insanları geri zekalıya dönüştürüyor."


(Freaks and Geeks)


#11


#12
Senin yanında mutsuz olmaya bile hazırdım ben.


#13
Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları, sokaktakilerden daha çok sevdim.


#14
"Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var."

/Cemil Meriç/


#15
Elinden geliyorsa kimseyi üzme.
Bırak, onlar seni üzsün..
Çünkü acının sonu vardır, ama pişmanlık hep kalır.

|Mert Durmazer|


#16
"Kime ok atmayı öğrettiysem ilk bana nişan aldı." - Mehmet Akif Ersoy


#17
İco'nun en sevdiğim şiirlerinden.

Lüks bir gece kulübünde yalnız başına kaldığınızda yapabileceğiniz en mantıklı hareketlerden biri, cep telefonunuzdaki mesajları silmektir.

Bu hem sağa sola bakınan yalnız bir sincap olmaktan kurtarır sizi, hem de nasıl olsa yapılması gereken, faydalı bir işlemdir. Üstelik sizi umut vererek süzen bir çift göze rastlayana kadar zaman geçirmenizi de sağlar. Hatta böyle yaparak yalnız olmadığınız, birileriyle irtibat kurduğunuz izlenimi bile yaratabilirsiniz. Cep telefonlarının marifetleri asla küçümsenmemeli.

İsmail de öyle yapıyordu işte. Yavaş yavaş kalabalıklaşan pistin yedi sekiz metre sağındaki barda kendine zararsız bir yer köşe bulmuş, mesajlarını tek tek siliyordu.

Ağustos ayı için bile sıcak, nemli bir geceydi. İnsan her şeyin, hatta yıldızların bile terli olduğu duygusuna kapılıyordu. Oysa burun deliklerine dolan ipince bir parfüm kokusuydu. Şehrin en güzel kadınlarının omuzlarından, boyunlarından ve ayak bileklerinden yükselen, tatlı bir koku.

Birden bir el koluna dokundu. "Merhaba" dedi, cılız bir erkek sesi.

İsmail başını çevirince ufak tefek, zayıf bir adam gördü. Olduğu yerde ileri geri sallanmasından, şimdiden kafayı bulmuş olduğunu anlaşılıyordu. Camları yer yer lekeli gözlükler, kamburlaşmış bir sırt...

"Tanımadın mı?" dedi, acı acı gülümseyerek.

İşte bu acı gülümseyiş, belleğin kapılarını açıverdi İsmail'e; karşısındakinin yıllardır görmediği bir lise arkadaşı olduğunu hatırlayıverdi.

"Nasılsın görüşmeyeli?" dedi İsmail.
"İçiyorum" dedi lise arkadaşı.
"Onu görüyorum."
"Nedenini sormayacak mısın?"
"Niye sorayım, buraya herkes içmek için gelmiyor mu?"
"Ben çok içiyorum ama."

İsmail köşeye sıkıştığını hissediyordu. Derin bir nefes aldı ve aslında çok da hevesli olmadığı bir konuşmaya doğru ilk adımı atıverdi.

"Niye içiyorsun bu kadar?"

"İşte bu yüzden" dedi lise arkadaşı, cep telefonunun ekranını göstererek. Dijital harfler, ekranda pırıl pırıl parlıyordu.

"Bir mesaj yüzünden mi?" dedi İsmail.
"Tam sekiz yılım hapiste geçti benim, biliyor musun?"
"Bilmiyordum" dedi İsmail: Çok üzüldüm
"On yıl önce, karımı aşığıyla yatak odamızda yakaladım ve vurdum adamı. Aslında karımı da öldürmem lazımdı ama öyle çok seviyordum ki, tetiğe basamadım. Onu aşığının kanlı cesediyle bırakıp karakola teslim oldum. Sekiz yıl sonra afla tahliye olana kadar da ondan haber almadım. Ne ziyaretime geldi, ne halimi sordu."

Lise arkadaşı sigarasını yakmak için susunca sinir bozucu bir sessizlik beliriverdi. Titreyen elleriyle sigarayı bir türlü yakamıyordu çünkü.

"Şaşırmadım" dedi İsmail, sırf bir şey söylemiş olmak için: "Seni ziyaret etmeye korkmuştur herhalde."

Lise arkadaşı güç bela yaktığı sigarayı hırsla yere attı, çiğnedi. Ceplerini karıştırıp telefonu yeniden buldu, ışığını yakıp İsmail?e doğru salladı: "Korkmuş mu? Korkmuş ha? Peki bu ne o zaman?"

"Mesaj mı göndermiş ? "
"Beni görmek istediğini yazmış. Bana ihanet etmiş ve on yıl boyunca arayıp sormamışken. Telefonumu nereden bulmuş, Allah bilir. İki gündür bu mesaja cevap yazmaya çalışıyorum. Belki ilham gelir diye hiç durmadan içiyorum. Doğru cümleyi bir türlü bulmadım ama."

"Hiçbir şey yazma sen de."
"İşin pis tarafı şu ki, onu hâlâ seviyorum ben. Hem bunu ifade etmem hem de kırgınlığımı dile getirmem lazım. Hadi bana yardım et. Lisede edebiyatın iyiydi senin. Bana bir mesaj yaz."

İsmail'in edebiyatı hiçbir zaman iyi olmamıştı. Lise arkadaşı büyük ihtimalle karıştırıyordu. Ama feleğin sillesini yemiş bir adama yardım etmeyecek kadar kalpsiz de değildi İsmail. Bara oturup içki söylediler ve düşünmeye başladılar. Beyin fırtınası yapıyorlardı. Akıllarına gelen hiçbir cümle yeterince iyi görünmüyordu ama. Hatta bir ara barmeni de işin içine sokmayı denediler ama adamın edebi yeteneği olmadığı çabuk çıktı ortaya. Böylece bir taraftan içip bir taraftan da düşünerek saatler geçti. Kulübün kapanma saati geldiğinde dut gibi olmuşlardı.

Sonra sokağa çıktılar, birbirlerine yaslanarak sahil boyunca yürümeye başladılar. Mesajı hâlâ yazamamışlardı. Koyu bir başarısızlık hissi içinde, ağır aksak ilerliyorlardı.

"Sıkma canını?" dedi lise arkadaşı, taksiye el ederek: "Belki de hakikaten cevap yazmamam lazım aslında."
"Hay Allah!!! " dedi İsmail, duran taksinin kapısını arkadaşı binsin diye açarken: "Başarabiliriz sanmıştım."
"Seni gördüğüme sevindim ama.."
"Ben de" "Allah'a emanet ol kardeşim..."

Taksi hareket etti, arkasından dalgın gözlerle baktı İsmail. Sonra o gözler aniden parlayıverdi.
Sigarasını atıp taksinin arkasından koşmaya başladı. Bir taraftan da durması için bağırıyordu.
Yüz elli metrelik bir kovalamacanın ardından şoför İsmail'i duymuş olacak ki durdu.
İsmail soluk soluğa yaklaştı pencereye, lise arkadaşına gülümsedi:

"Buldum "

"Nedir ?"

Ona şunu yaz:

"Kalbim hep senin oldu. Bırak öyle kalsın... "

"İyiymiş..." dedi lise arkadaşı: "Valla iyiymiş. Helal olsun kardeşim, bu cevap işimi görür işte!"


Sevinç içinde öpüşüp vedalaştılar. Taksi hızla uzaklaştı.
İsmail de yalnız ve hüzünlü başlayan gecesini tamamlamak üzere evinin yolunu tuttu.
Belki yine yalnızdı, ama artık huzur doluydu yüreği.


#18
Kadın sol yanında mayın taşır...
Ve oraya ilk ayak basan adam ayağını çekip gitmeye çalışırsa;
Mayın patlar,
Kadın dağılır,
Adam ölür...


#19
Bir görsen halimi; görecek ne kaldıysa artık.
Bana bakınca göremediklerin seninle kaybolanlardır.
Belki aynı acıları sen de çekiyorsundur ama herkesin aynısı aynı değil işte.


#20
Beni sevmiyordun, bilirdim. Bir sevdiğin vardı, duyardım.
- Attila İlhan.




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:21 .