Peygamberimiz'sav''de ağlardı!

#1
Hicretin onuncu yılında Peygamberimiz'in Mariye'den doğan oğlu İbrahim vefat etti. Vefat ettiğinde on altı (bir rivayete göre ise on sekiz) aylıktı ve sütannesinin evinde kalıyordu. Çocuğun durumu kendisine haber verildiğinde hemen oraya giden Hz. Peygamber can vermekte olan İbrahim'i kucağına aldı gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı ve:

"Göz ağlar kalp üzülür; biz yüce Rabbimizin razı olacağı sözden başkasını söylemeyiz.



Vallahi ey İbrahim biz Senden ayrılmakla çok üzgünüz." buyurdu. Sonra da karşısındaki dağa: "Ey dağ! Eğer Bendeki üzüntü sende olsaydı muhakkak yıkılıp gitmiştin! Fakat biz Allah'ın bize emrettiğini söyleriz: (Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na dönücüleriz); (Rabbü'l-alemin olan Allah'a hamdederiz) deriz" buyurdu.

Peygamberimiz İbrahim için ağladığı sırada Üsame b. Zeyd feryada başlayınca Hz. Peygamber onu uyardı. Üsame "Senin de ağladığını gördüm." deyince Rasûl-i Ekrem:

"Ağlamak acımaktan ileri gelir. Feryat ve figan ise şeytandandır." buyurdu. İbrahim'in kabri hazırlanırken Hz. Peygamber kabrin yan tarafındaki ker***ler arasında bir açıklık görüp kapatılmasını emretti. Kerpici oraya kendi eliyle koydu açığı kapatıp düzeltti ve:
"Sizden biriniz bir iş yaptığı zaman onu içine sinecek biçimde yapsın. Çünkü böyle yapmak musibete uğrayanın içini yatıştırır. Gerçi bunun ölüye ne yararı ne de zararı olur ama diri olanın gözünü aydınlatır." buyurdu.

(İbn-i Sa'd Tabakat c.1 s.131-144)
Yaşayanlar için her yönüyle bir ibret olan ölümü bize hatırlattığı hususlar bizim tam da unutmaya çalıştığımız şeyler olalıdan beri gündemimizden çıkarır olduk. Artık onu ne kendimiz için ne de yakınlarımız için hayatın anlamını yakalama fırsatı olarak göremiyoruz. Yaşanan her ölüm geride kalanların hayata bakışlarındaki güzellik ve kudsiyeti öldürüyorsa yıkıcı oluyor aslında. Hayattan koparak yasın ve kederin karanlığında yolunu ve yönünü kaybedenler ölümünü düğün gecesi olarak niteleyen Mevlana'ya ne kadar uzak düşüyorlar. Yaşanılacak acıyı kaldıracak takati ve olgunluğu olmayanlar ölümü mümkün olduğunca ötelemek suretiyle dilleriyle söyledikleri "amentü billahi...ve'l yevmi'l- âhiri..." taahhütnamesiyle çelişiyorlar. Halbuki "Zevkleri bıçak gibi keseni (ölümü) çokça anın." 1 emrine uyanlara göre hayat maddi cephesi içine sıkışıp kalmadığı için sevgiye merhamete adalete ve paylaşmaya daha açık hale geliyor; böylece birilerinin kabarmış iştihalarının semiz malzemesi olmaktan korunmak mümkün oluyor.
Bir baba olarak -üstelik daha önce de birçok evladını kaybetmiş bir baba- Hz. Peygamber'in küçücük yavrusu vefat ettiğindeki insani ve fakat asil ve metin duruşu ölümü sıradan olmaktan çıkarıp bir ibret tablosuna dönüştürmekte. Acıların en büyüğünü yaşarken bile Allah-u Teâlâ'ya karşı kulluk ilişkisindeki seviyeyi koruduğunu görüyoruz: Kalp üzülür yaş akar ama dil isyan etmez. Haddini bilen bir tavırdır bu. İncelmiş ama incinmemiş ruhun rıza makamındaki incitmeyen duruşudur. Yürekten kopan âhların gözde gözyaşı olurken dilde "inna lillah..." oluşudur. "inna lillah ve inna ileyhi raciûn: Biz Allah içiniz ve yine O'na döndürüleceğiz."2 sözüdür ki ancak yangın yerine dönen yüreklerdeki ateşi söndürebilir. İnsanı isyana taşıyıp dili ateş bahanesi kılan feryatlar ve ağıtlar çekilen acıyı dünyaya mahsus olmaktan çıkarıp ahireti de kuşatır hale getirebilir. Sessizce ağlamanın insaniliğine karşı feryad ü figanın şeytanîliği... Seçim bizim.

Gökleri ve yeri emsalsiz güzellikte yaratan Allah'ın sözün en güzelini kendisine indirdiği Hz. Peygamber müminleri kulluğun en güzeli olan ihsana davet etmiş sözde ve davranışta güzel olanı ifa etmeye teşvik etmiştir. "Kendisi güzel olan ve güzelliği seven Allahu Teâlâ." 3 amellerin güzelleşmesinin güzel/sağlam/doğru sözler (kavl-i sedid) (Ahzab70)'den geçtiğini belirtirken ufkumuzu başka bir cepheden genişletmiştir. Oğlunun derin acısı kor gibi yüreğinde yanarken Hz. Peygamber çevresindekileri bir iş yapacakları zaman ellerinden gelen gayreti göstererek en güzel şekilde yapmaya yönlendirmiştir. Ölüm gibi hayatın rengini soldurabilecek bir vakıada geleceğe umutla bakabilmeyi hayattan kopmamayı öne çıkaran bu anlayış ve hassasiyet Müslümanları kısa zamanda dünyanın en üretken ve derinlikli sanatkârları haline getirmiş tarihten günümüze iç güzelliğin dışa yansıdığı eserler ortaya çıkmıştır. Böylelikle insana baktığı ve yaptığı her şeyde güzel olanı arama ve aslında bir yandan da kainattaki güzellikleri fark edebilme inceliği kazandırarak kemalat yolunda yeni bir yön tayin edilmiştir. Allah'ın yarattığı güzelliklerle uyum içinde ilkesini tevhidden alan bu bakış gündelik hayatı dahi sarıp sarmalayarak estetiğin dünyadaki tüm güzelliklere yansıyan ilahî bir nitelik kazanmasına sebep olmuştur.
Rabbimizden kulluktaki güzelliğe ulaşma çabamızda yeni güzellikler üretenlerden olmayı nasip etmesini diliyoruz

İlginizi Çekebilir




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:58 .