#2
Oysa bir teli kopsa, bir kılcal damar tıkansa, kendi adımızı bile unutuyoruz. Geçmiş, gelecek tasavvurları ortadan kalkıyor, elimiz, ayağımız, dudaklarımız iş göremez hale geliyor, adeta komuta sistemi çöküyor...

İstemek zorunda kalsaydık, beyin olarak neleri isterdik Rabbimizden, hiç düşünmüş müyüzdür?

Onu da meccanen kullanıyoruz.

İnsan bazen der:

-Ya Rabbi aklıma mukayyet ol!

Evet, iş bu, her şey O'nun taht-ı tasarrufunda... Aklı, daha doğrusu akl-ı selimi O veriyor da biz, “Akıllı” varlıklar oluyoruz.

Peygamberimiz bir yemek sonrasında “Bizi yediren, içiren, bizi Müslüman kılan ve çıkış için bir yol yaratan ALLAH'a hamdolsun” diye dua ediyor.

Buradaki, “yedirme” ve “içirme”nin nasıl kapsamlı bir fiil olduğu üzerinde düşünmeyi bir kenara bıraksak bile, “çıkış için bir mahreç” sunulmasını, bu alanda darlık yaşayan insanlara sormak lâzım. İçtiklerimizin ve yediklerimizin çıkması, ya da çıkmaması...

ALLAH Rasulü (s.a.)'nün, böyle bir şey için ALLAH'a hamd etmesi -haşa- gereksiz bir dua hassasiyeti sayılabilir mi?

Bir de yeme içmedeki safhalara bakıldığında, insan davranışları içine giren her şeyin, akla durgunluk verecek mucizevi bir mahiyeti olduğuna hükmedilecektir.

Dil, dilin tad alması, dilin fiziki dizaynı, ağız içindeki konumu, ağız yapısı, dişler, dişlerin sıralanması, çeneler, yutak, damak, dudaklar, genizin konumu......

ALLAH korusun, sadece ağza alınan şeylerin yutulamamasını düşünmek bile ürküntü verici olmaz mıydı?

Ya da yiyecekler boğazdan geçerken hep genize kaçma riski bulunsaydı...

Ve bütün bunları her seferinde isteyerek almak durumunda olsaydık...

Ellerimiz dua halinden uzak kalabilir miydi?

Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimizin hayatlarının hemen her anı dua ile içiçe oldu.

Eve girmek, evden çıkmak, ayakkabı giymek, çıkarmak, elbise giymek çıkarmak, yatmak, kalkmak, yemek, içmek, ailesi ile beraber olmak, doğum, ölüm, ticaret, devlet yönetimi, savaş hali.... Büyüğünden küçüğüne hayatın bütün safhalarında eli, dili, yüreği hep Halik-ı zül celale dönük, O'ndan dilek halinde...

Bu, bir idrak hali.

O'nsuz hayat olmaz, idraki bu.

Her şey O'nun Kudret elinde, idraki bu.

Atomdan kainata, zerreden küreye tüm varlık, ancak O'nun iradesi ve kudreti ile var, ve varlığını sürdürüyor, idraki bu.

O'nsuz nefes alınmaz, idraki bu.

İnsan olarak aczin idraki bu.

Kibriya'nın ancak Halık-ı zülcelale ait olduğunun, idraki bu.

İnsan dua ile insan olma erdemine lâyık olabilir, demek bu.

ALLAH'a karşı istiğna iddiasında bulunmanın, ve azamet yarışına girmenin apaçık bir küstahlık olduğunun, ilanı bu.

Yürüyüşünle yeri yaramazsın, başın da göğe yükselmez, idraki bu.

İnsan veya bir başka güç odağı olarak herhangi bir varlığı, ALLAH'a ortak koşmanın apaçık bir sapkınlık olduğunun, ilanı bu.

Dualı insan, varlığın gerçek mahiyetini idrak eden insandır.

O idrakin içinden o Mutlak Kudret'e sığınma çıkar, dua çıkar, şükür çıkar, hoşnutluk arayışı çıkar, kalbi yöneliş çıkar.

Duasız insan, kendi varlığı dahil kainattaki hiçbir varlığın varoluş sırlarını idrak edemeyen insandır.

Bu idraksizliğin içinden de, biganelik çıkar, şükürsüzlük çıkar, tatminsizlik çıkar, inkar çıkar, kalbi gaflet çıkar, isyan çıkar...

Dualı hayat, O'nunla irtibatın asla koparılmadığı hayattır.

O'nunla irtibat koparmanın, insanoğlu için asla taşınamayacak bir yük olduğunu bilerek O'na yönelişi terketmeme hassasiyeti üzerine kurulan hayattır.

Dualı insan, Rabbi ile iletişim kanallarını her daim açık bulundurma gayreti içindeki insandır.

Duasız insan, yüceliklere yönelik tüm kanallarını kapatmış olan insandır.

Rabbimizden niyazımız, kalbimizin Zatına yönelik kanallarının her an açık olması, her an niyaz halinde bulunmak, her an rahmet kapılarına yönelik olmak, her an ilahi lütufların intizarı içinde yaşamaktır.

Rabbimiz dilimizi duadan, kalbimizi yakarıştan alıkoymasın. Amin.


Rabbe yönelmek ve istemek Dualı insan Duasız İnsan
Ahmet Taşgetiren
2009 - Haziran, Sayı: 280, Sayfa: 003